Mitolojik öyküleri kimler kurguladı bilmesek de, yüzyılın icadı olan “top”u hiç görmediklerini söyleyebiliriz. Eğer görmüş olsalardı, mutlaka bir “top tanrısı” eklemişlerdi öykülerine. Bu akşamki maçlara benzer zamanları yazarken, tanrılar toplantısında canı sıkılan “top tanrısı” nın bazen o esnada yeryüzünde oynanan oyuna müdahale ederek eğlendiğini yazarlardı muhtemelen.
Sahada olan iki takımdan birini tutmayıp maçı izleyenler için, geri dönüş öyküsüyle, beceriksizlik ve sakarlıklar sonucu rakibe aniden verilen net pozisyonlarla, yapılan hatalarla eğlenceli bir akşamdı diyebiliriz. Fenerbahçeliler içinse önceki maçlara oranla az da olsa derli toplu ve iyi oynadıkları, üzerine Benzia’yla iki, Slimani ve Frey’le birer olmak üzere 4 net pozisyon buldukları ilk yarıyı geride kapatmak iç acıtıcıydı. İlk yarının sonunda direkten dönen topla iki farklı mağlup olarak soyunma odasına gitmiyor olmaksa şaşkınlık dolu bir rahatlama.
Saha dizilişini 3-4-1-2 olarak nitelendiren de olacaktır 3-4-3 olarak yazan da. Bizim gördüğümüz iki bekin savunma hattının biraz ilerisinde durduğu, merkezi Jailson ve Eljif’in tuttuğu, Benzia’nın da forvet ikilisinin biraz arkasında oynadığı bir şablondu, illa sayıya dökmek gerekirse 3-2-2-1-2 diyebiliriz. Bu karmaşık gibi görünen diziliş aslında sahayı iyi parselleyen ve oyuncuları mecburen birbirine dengeli bir uzaklıkta olmak zorunda tutan bir çözüm. Bu sayede hızlı top çevirme imkanı buldular, hatta beklerini de tehlikeli bölgelerde topla buluşturdular. Belçikalılar çok nadir olarak beklerin arkasındaki bölgeyi etkili kullanabildiği için, Cocu Hocanın sistemin ve ve sisteme ait parçalarının bireysel defoları tam test edilmedi. Onların pas kalitesi de yerlerde gezdi tüm maç boyunca.
Rakibin onca beceriksizliğe rağmen iki gol atması, bir gol de Fenerbahçe’ye hediye etmesi tamamen Messi’yi yeryüzüne bağışlayan(!) “top tanrısı” nın azizliği diyebilirdik, eğer mitoloji dünyasında yaşasaydık. Üstelik böylelikle, ikinci golden önce Marcelo ve Messi’nin ruhlarını Hasan Ali’nin bedeninde sentezleyen tanrıyı açıklamak daha kolay olurdu. Şimdi Anderlecht savunmasının kırılgan ve şeffaf olduğu gerçeğiyle baş başayız. Beraberlik geldikten sonra moral avantajını ele geçirmişken nakavt edecek vuruşu da yapsa, zihinsel olarak daha çabuk bir toparlanma yaşardı çubuklular.
Yine de bahsetmeye değer iyi noktalar var sarı lacivertlilerde. Mesela Jailson ve Benzia oldukça etkili oynadılar. Santraforlarını kullanarak derin toplarla pas istasyonu oluşturdular ve bu noktalardan beklerini beslediler. Pas ve orta kalitesi biraz iyi olsa erkenden öne geçebilirlerdi. Belki bir dahaki sefere o da olur yoluna birlik ve beraberlik(!) içinde devam eden takım için. Ama bu akşam, tanrıların bahşettiği bir puanla idare edecekler. …yine… kabul edelim, Khalkedon halkı için bu aralar pek cömert değiller…
Akıllardaki soru hiç kaybolmuyor tabi; Fenerbahçe dünyasındaki kötü gidiş için tanrılar bir kurban istiyorlar mı? Yoksa orta dünya kralının buyruğunda belirttiği gibi, yalnız kendisinin bildiği o güne kadar tanrılara kurban verilmeyecek mi? Hayatı, Sarı-Lacivert yaşayanların dilindeyse trajikomik bir söz dizisi var şu sıralar; “Kötü günler geride kaldı, artık daha kötü günler bizi bekliyor!”
Emre Cilvez

