Değerli okurlar, öncelikle uzun zamandır yazamıyor olmanın üzüntüsünü paylaşmak isterim. Tabii ki nedenleri var bunun. Bazısı özel sebepler, iş ve aile yoğunluğu. Ancak bir neden daha var ki gerçekten bu ülkede özellikle futbol ve türevi hiçbir konuda fikir beyan etmek, yorum yapmak bazen insanın içinden gerçekten gelmiyor.
Bu sayfada yazılarımın yayınlandığı ilk günden itibaren sadece Fenerbahçe yazacağımı söylemiştim. Ancak öyle bir futbol atmosferi yaratıldı ki, başka takımların oynadığı ‘tiyatro’ karşısında insan 2 satır etmeden duramıyor. Çok fazla Galatasaraylı arkadaşım var benim, hiç birisi darılmasın gücenmesin ama bu şampiyonluklarını tebrik etmeyeceğim. Etmek de hiç içimden gelmiyor. Niye mi? Örnek vereyim; hakemler Galatasaray aleyhine karar verirken mafya vari hareketlerle sahaya inen yöneticisiyle, hocasıyla ‘hakkı yenen Galatasaray’ olacak ancak hakemler göstere göstere lehte karar verince ‘vardı yoktu geçelim, şampiyon Galatasaray’ olacak öyle mi? Böyle futbol düzeninde şampiyon olsan ne olmasan ne. Hiçbir şey yoksa bile Rize-Galatasaray maçı Türk spor tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
Tabii bu noktada 2 konuda Galatasaraylı dostlarla ayrı düşüyoruz; Başakşehir mi şampiyon olsaydı? ilki; bir de ‘Size ne?’ sorusu. Hemen söyleyeyim, Fenerbahçe’nin şampiyon olmadığı yerde kim şampiyon olursa olsun, beni bağlamaz. Ama sahada hak edeni de tebrik ederim. Başakşehir dediğiniz takımın arkasında Türk futbol kültürü ile bağdaşmayan bazı yapılanmalar olabilir, bütçesi ‘sabunlanıyor’ olabilir vs vs. Ama sahadaki futbolcu işini yapıyorsa ben onu tebrik ederim. Son 5 haftaya kadar da işlerini yaptılar. Sonrasında ne mi oldu? Herhalde birileri çıktı ülkedeki siyasi gerginliği sahaya taşıdı ki, 3 haftada liderlik değiştirdi. Yanlış anlamayın, bu yazı bir siyasi yazı olsa benim pek çok görüşüm satırlara dökülürdü ve kimse beni Galatasaray’a karşı Başakşehir’in hakettiğini düşündüğüm için özellikle Atatürkçü çizgim ile sınayamazdı. Ben sadece işin hakkedilen ya da hakkedilmeyen sportif tarafına bakıyorum.
Gelelim ‘size ne oluyor’ sorusuna. Lütfen,dünyanın en şerefsiz kumpası olan 3 Temmuz sürecini bir inceleyin de o çok sevgili Başkanınız Ünal Aysal’ın, hem de Galatasaray’ın yargılamada bile olmadığı bir dava ile ilgili görüşlerini bir okuyun. Ateş nasıl üflenirmiş, koca bir kulüp haksızca nasıl UEFA’ya şikayet edilirmiş bir bakın. Ondan sonra gelin de Fenerbahçe Başkanı’nı niye bu durum ilgilendiriyormuş, bir daha yorumlayın.
Sonuç, bu ligde yine medya canavarları bir şampiyonu konuşuyor, biz de tebrik etmiyoruz. O kadar.
Gelelim Fenerbahçemize…
Fenerbahçemiz….
Sadece bu ‘bitmesini istediğimiz’ sezon değil, son yıllarda genel olarak kahrolduk biz. Taraftar olarak, kongre üyesi olarak, dernek üyesi olarak vs. Bunun sebepleri vardı tabii. Yıllarca 3 Temmuz ilmiğinin boynumuzda sallanması, buna karşın geçmiş yönetimin de bu konuda her geçen gün elini kolunu bağlayıp Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeli’nin bu psikolojiden kurtulması için çalışma yapmadığı ve daha fazla sinir şartlarını zorlayan şekilde hareket ettiği gerçeği ortaya çıktı. Bunun futbol başlığına yansıması ise, ‘günü kurtarma’ tarzı kararlar ve harcanan milyonlarca dolarlar olarak çıktı karşımıza. Bu sezona bakarsak da sevgili Başkanımız Ali Koç’un tüm iyi niyetine, özverisine ve çabalarına rağmen futbol konusunda verilmiş 1-2 radikal ama istikrarsız karar maalesef koca bir sezonu kahrede kahrede harcadı.
Önce gelelim bu sezonun başına. Hepimiz halan Haziran 2018 seçiminde yaşadığımız coşkuyu, sokaklara dökülmemizi unutmuyoruz. Benim aklıma o müthiş kongre atmosferi geldikçe hala tüylerim diken diken oluyor. Bunun sebebi, seçilmesi için katkı koyduğum sayın Başkanımız olmasından öte Fenerbahçeli’nin bir kez daha demokrasi ve birlik görüntüsü vermesiydi, eşe dosta. Peki sonrasında ne yaptık da bugün bu gergin atmosfere geri döndük? Hiç kimse Başkana ve hatta iyiniyetli iş yapmaya çalışan bazı yöneticilere kızmasın. Biz yarattık bu durumu maalesef. İçimizde yıllardır ‘dediğim dedik’ eski yönetimin o kadar büyük bir hırsı ve intikamı vardı ki; dedik ki Ali Bey’e gel, dağıt, kurtar Fenerbahçe’yi. O da geldi, her şeyi değiştirdi. Çünkü biz sahadaki futbolcuyu, hocayı görünce eski yönetimin asık suratlı ve taraftara fırça atan yansımasını görüyorduk. Sorgulamıyorduk bile iyi işler mi yapıyor, kötü mü diye. Ali Koç yönetimi de bu dediğimize inandı ve radikal kararlarla sezon baştı yıktı ortalığı. Aslında bir nevi şunu gösterdik ki Fenerbahçe, taraftarına aittir. Aksi iddia edilemez. Ama bir gerçek daha var ki, kurumsal yapılarda bu kadar önemli kararlar her seferinde taraftar baskısıyla alınmamalı. İşte Fenerbahçe bu sene bunun acısını çok çekti maalesef.
Ekonomik kriz ile ilgili ne yazılabilir ne çizilebilir bilmiyorum. Ali Başkan’ın göreve geldiği gün söylediği bir şey vardı. ‘Kulüpleri batıran yöneticiler de sorumlu olmalı’. Bu süreç Fenerbahçe’de de işlemeli bence. Ama işletilemiyor maalesef. Çünkü öyle bir camia olduk ki, çoğunluk mevcut yönetime oy vermiş ve hala destekliyor. Bir tarafta da azınlık var, eski alışkanlıkları sürdürmeyi tercih sayıyor, ama sadece %20 kadarlar. Ama o %20’nin yarattığı ‘ikirciklilik’, hala ve hala kulübün yönetiminin psikolojisini, bazen sportif başarıları dahi olumsuz etkiliyor. Bu %20’ye soruyorum. Ali Koç’un özverisi sayesinde Türkiye’nin (sevelim, sevmeyelim) en önemli televizyon ve show yıldızları çıkıp tarihte görülmemiş bir kampanyaya destek olup, taraftar da birlik sağlıyorlar. Ama bu %20, ‘yahu Aziz Başkan da katılmalı ki, birlik olduğumuzu it, çakal görsün’ demek yerine; televizyona çıkan isimlerin Fenerbahçeliliğini sorgulamak suretiyle koca kampanyaya sekte vurmaya çalışıyorlar. Bu vesileyle Fener Ol kampanyası için daha önce söylediklerimin arkasında durmak isterim. Katılması gereken herkes çorbaya tuz katıyor. Siz sekteye uğratmak isteyen aklı evveller, zaten sizin Fenerbahçe’nin menfaatine bir katkınız yok. Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz.
Özetlersek, hata olarak ‘taraftar’ ruhuyla ‘profesyonel’ ruh arasındaki çizgiyi henüz olması gereken yere getirememiş bir yönetim olduğunu görebiliyoruz. Tabii burada, daha önce de yazdığım gibi mesele her şeyi Başkanımızdan beklemek değil, yönetimdeki asker ve kurmay heyetinin de Başkanı desteklemesi ve aksiyona geçmesi lazım zihniyeti olmalı.
Gelelim önümüze. Hemen şununla başlayayım, sadece kendi nazarımda değil çoğu kongre üyesinde de en erken bir sonraki olağan kongreye kadar Ali Koç ismine destek halen sürmektedir. Zaten şu aşamada Fenerbahçe’nin her anlamda ayakta kalabilmesi için tek elini taşın altına koyacak isim yine kendisidir.
Tabii ki teknik ve taktik olarak yapılan hataların tekrarlanmaması ve hemen bu sezon resmi olarak bitmesiyle beraber yeni adımların atılmasıyla hepimizde gerçekten yeni umutlar yeşerecektir. Naçizane tavsiyem özellikle futbol konusunda işin sadece etkili transferler olmadığını bilmek lazım. İlk iş olarak yaklaşan TFF Kongresi’nde Fenerbahçe de etkin olmalı ve mutlaka yıllardır yapamadığı lobiyi canlandırmalıdır. Görüyoruz işte, ülkede futbol sadece futboldan ibaret değil.
Teknik olarak tabii ki Ersun Hoca’nın oynatacağı futbol anlayışı çerçevesindeki karaktere sahip oyuncular alınmalıdır. Ama özel olarak forvet transferine en çok para harcanmalıdır diye düşünüyorum. Ama her şeyden önemlisi de bu formanın ağırlığını taşıyabilecek karakterde en az 3-4 oyuncuya ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Mevki olarak her mevkiiye takviye lazım, evet ama en çok da Fenerbahçe için savaşacak isimlerin takıma kazandırılması lazım. Eğer bu çok zor ise, kesinlikle kenar yönetiminde biz taraftarlar kadar hırslı, ama sahada ne olup bittiğini anlayabilecek ve de bunları futbolculara aktarabilecek bazı eski futbolcularımızın bulunduğunu görmek bile taraftara hırs verecektir. Zira gelecek sene de tıpkı bu sene gibi inanılmaz bir taraftar desteğine ihtiyaç olacak.
Alınması gereken bana göre başka bazı kararlar da futbol yapısının dinamikleriyle fazla oynamadan görev dağılımlarının yeniden yapılması. Bir kere Sportif Direktör yapılanması her ne kadar Türkiye’de çok yaygın değilse de Fenerbahçe’de bu yapıda ısrarcı olunmalı. Ama bu isim Comolli ya da başka bir yabancı değil, gerektiğinde saha kenarında ‘uzaktan’ VAR kamerasını bile izleyebilecek bir Türk isim olmalı. Mümkünse Teknik Direktör sertifikası olmayan eski iyi ve yeterince profesyonel bir sporcumuz olmalı. Tabii ki Comolli’nin de bize bir faydası olacak. Acilen yurtdışına yerleşerek hem teknik heyetin istediği transferlerin alınmasını ‘isim isim’ sağlamalı ve de en önemlisi Avrupa’daki kulüpler ve UEFA nezdinde Fenerbahçe’nin haklarını koruyan ve lobi yapan bir profesyonel olarak çalışmalı. Aynı yapı olarak bir başka Türk isim de Ankara’da yer alarak, Fenerbahçe’nin kurumsal temsilcisi olmalı.
Koca sezonu değerlendirirken tabii ki kazananlar ve kaybedenleri de yazmadan olmaz. Kesinlikle kaybeden listesinin başına Comolli’yi yazmak farz oldu. Ama anlayış olarak daha çok kaybeden ise ‘kaos isteyen bir grup’ olarak değerlendirilir. Basketbol takımının senede tek bir maç kötü oynama (o da eksiklerinden dolayı) vardı ve bu maç da yarı final maçına denk geldi. O maçtaki yenilgiyi bile Ali Koç’a bağlayan zavallılar, kaybettiler ve kaybetmeye devam edecekler.
Kazanan mı? Evet sahada başarısızlık hakimdi, yönetim amatörce davrandı vs. vs. Ama özellikle rahmetli Koray Şener kardeşimizin cenazesinde ve Fener Ol kampanyalarında gördük ki, kazanan daima ‘dik duran Fenerbahçeliler’ olarak bilinmelidir. Biz birlik oldukça bu kötü günler geçecek. Fenerbahçe de aydınlığa kavuşacak, unutmayın.
Son notum, dünyanın en güzel takımına. Bize yaşattığınız her şey o kadar güzel ki. Hep böyle kalın, kupa almasanız dahi biz o hırsı o savaşmayı görelim ki Fenerbahçeli olduğumuzu anlayalım.
Kalplerin daima bir olduğu, sarı lacivert, Umut dolu ve de Mustafa Kemal ruhu dolu yeni sezonlar Fenerbahçelilerin olsun…

