Umut..
Haftalardır yazamıyorduk ama sebebi bu başlıkta gizli. Oğlumuz Umut Mendi 27-Ekim tarihinde dünyamıza geldi. Eşim Selin ile beraber yeni hayatımız için şükrediyoruz Tanrı’ya.
Umut’umuzun gelişiyle beraber dünyamızda da ‘umut’ dolu pek çok şey olmasını arzuluyoruz. Bunlardan bir tanesi de Fenerbahçe’miz tabiiki.
Halen durum pek iç acıcı değilse de en azından hala ‘umut’ dolu olmalı.
Neden mi? Haydi başlayalım yazmaya.
Geçen Haftalar..
Öncelikle tabiiki, Cocu’nun gidişi ve Galatasaray maçı ile beraber Fenerbahçemiz için gerçek bir seferberliğin nasıl olacağının bir provasını yaşadık. Cocu yerine Keoman çalıştırdı takımı. Bana göre en azından devre arasına kadar Keoman’ın kalışı doğru bir karar. Kaldı ki özellikle o maça kimle çıkarsak çıkalım yine de bir şekilde direnç gösterecekti takım ve gösterdi de. Yine aynı ‘cesur’ futbolu gösterecekti Fenerbahçe. Zira o bir diriliş maçıydı ki o günün şartlarında öyle oldu. Bu maç hakkında daha fazla yazmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Zira bu maçın tüm camiamızdaki yeri çok daha anlamlı.
Sevgili kardeşimiz Koray Şener’in Fenerbahçe’si uğruna vefat etmesi hepimizi derinden sarstı. Koray kardeşimin ailesi ile tanışma fırsatımız da oldu ve gerçekten pırıl pırıl insanlar. Allah onlara uzun ömür versin.
Keşke kardeşimiz yaşasaydı da Fenerbahçe tüm maçlarını kaybetseydi, hiç önemli değil. O yüzden ‘sevmeyen ölsün’ edebiyatı gibi terbiyesizce konular ile uğraşmak yerine bu kardeşimizin ruhunun şad olmasını niyaz ediyorum.
Belki kötü bir etik olacak ama bu motivasyon başta Yönetim ve Koeman olmak üzere tüm futbolculara bir şekilde ‘olumlu’ yansımış olmalı ki, son Pazar akşamına kadar Fenerbahçe ‘iyi değil’ ama ‘karakterli’ mücadeleler sergiledi.
10 Kasım…
Sevgili Fenerbahçeliler, sportif açıdan kızabilirsiniz ama ne olur sadece 10 Kasım’daki hassasiyetten ötürü bile Ali Koç’a olan saygınızı kaybetmeyin. Ben de başkanımız ve bazı Fenerbahçeli dostlarımız ile 10 Kasım’ı Anıtkabir’de geçirdim. O gencecik çocukların yüzlerindeki kararlılığı gördükçe gerçekten ne olursa olsun Fenerbahçe camiasının bir parçası olduğum için bir kez daha gurur duydum. Yaşasın Atatürk’ün Fenerbahçe’si.
Çöküşte dip nokta…
Ve gelelim hepimizi hayal kırıklığına iten Trabzonspor maçına.
En son yazmam gerekeni en önce yazayım. 96 yılından bu yana oynanmış tüm ‘Trabzon-Fenerbahçe’ maçlarını maçtan bir gün önce FB TV’de izleme şansım oldu. Bakınız, 1-2 maç hariç Fenerbahçe’nin iyi oynadığını söylemek mümkün değil. Hatta Rüştü Reçber ve Recep Biler gibi kalecilerin ‘devleştiği’ en az 3 maç daha var. Tıpkı Pazar akşamı Harun’un devleştiği gibi.
Dolayısıyla demem o ki, sadece bu maçtaki ‘rezalet’ futbol ile Koeman’ı da onun kalmasını isteyen Comolli ve Ali Koç’u da bu kadar yerden yere vurmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.
Birazdan teknik anlamdaki rezaleti tabii ki eleştirel olarak yazacağım ama şunu hemen belirteyim ki, en kötü döneminde bile farklı bir motivasyonla Fenerbahçe maçlarına çıkmış Trabzonspor deplasmanında ‘oynayamamak’ ve de ‘maç kaybetmek’ çok da olmayacak bir durum değil.
Peki Fenerbahçe neleri yapmadı da bu kadar basiretsiz bir top oynadı derseniz, yine eski alışkanlıkların bir türlü düzelmemesini sebep listesinin en başına koyarım. Evet, zorlu bir deplasmanda önlem almak zorundasınız ama haftalardır oynamayan Mehmet Topal’ı sırf garanticiliği için sahaya sürmek geçen yılların Fenerbahçe hocalarından kalan garip bir hastalıktan öte değildir. Daha 2 hafta önce Isla’yı doğru pozisyonda orta sahaya destek pozisyonunda oynatmışsınız. Başarılı olmuşsunuz. Ne gerek var, tekrar deneme yanılmaya? He, sağbek mi bulamıyorsun. Oynat Yiğithan’ı maçın başında olsun bitsin. Sonra maçın başında belli ki rakip dalga dalga gelecek ve senin sadece ‘kontra atak’ kozun var. Sok devre arası Barış’ı gör bak bakalım neler oluyor.
Koeman’ın yaptıkları ya da yapmaya çalıştıklarının yanı sıra, hiç kimse bana Slimani’nin, Topal’ın ve de haftaların adamı Valbuena’nın bu kadar vurdumduymaz olmasını izah edemez. Evet Slimani’yi bu yönetim transfer etti, belki sorumluluk var ama takımın kaptanı olacak Topal’ın bu kadar ‘sorumsuz’ olmasının hiçbir açıklaması yok. Bir lafım da haftalardır ‘bu maçı bekliyorum’ deyip Fenerbahçe taraftarının aklı ile oynayan Mehmet Ekici’ye. Bana kimse artık savunmasın bu adamın bir gün patlama yapacağını. Öyle bir patlama bence hiç olmayacak. Ekici de gelecek sezon itibariyle muhtemelen futbol hayatına Süper Lig de bile devam edemeyecek.
Peki son 10 dakikada ne oldu da Fenerbahçe o kadar kötü futbol ile az daha beraberliği yakalıyordu? Hemen cevap verelim, Koeman ilk 45 dakikada yapması gereken son 10 dakikada yaptı. Barış’ı oyun aldı, Eljif ile kendisine sorumluluk verdi. Şunları maçın başında yapsaydı, şimdi gerçekten bir ‘zafer’ yazısı yazıyordum.
Yine de maçın adamı seçsem Harun ve Barış isimlerini yazardım. Belki Eljif’i de 3ncüyü tamamlama adına eklerdim.
Bundan sonrası..
Bundan sonra yapması gereken de bu zaten. Hoca, ilk yarı için kalan 3 maçta kesinlikle Barış ve Eljif ikilisine şans vermeli. Topal’ı oynatmamalı. Yiğithan sağda Isla ortada olmalı.
Peki sadece Koeman bunları yapıp işi bitirmeli mi? Hayır.
Fenerbahçe Yönetimi bugün itibariyle:
- Koeman’a sadece 3 maçlık yetkiyi vermeli ve de 3 galibiyet alınmadığı sürece Koeman da ikinci yarıyı görmeyeceğini bilmeli. Eğer yerine devre arası ya da seneye yeni bir hoca gelecekse bu hocayla şimdiden anlaşma yapılmalı ve hoca geri planda Fenerbahçe’yi çalışmalı.
- Hemen bugün iyi bir Türk spor adamından Fenerbahçe’ye yeni bir menajer yapılmalı. Özellikle o genç çocuklara (Barışlara, Eljiflere, Yiğithanlara) güven aşılayacak, yabancı yönetici ve futbolculara da ‘patron’ olmadıklarını anlatacak bir menajer ihtiyacı kesinlikle var.
- Comolli ile masaya oturulup, kendisinin desteğinin sadece yurtdışı ile ilişkiler ve yabancı futbolcuların transferleri ile ilgili yetki verilmeli. Gerekirse maaşı da buna göre düşürülmeli. Kabul etmiyorsa da yapacak bir şey yok.
- En önemlisi, Başkanımız hemen bugün FB TV’ye çıkıp camiayı tekrar 3 Haziran noktasına getirmeli. Seferberlik ilan etmeli. Fenerbahçe’nin geleceği olacak o çocukların bundan sonra hak ettikleri formayı alacaklarını kendi adına temin etmeli. Belki kendi prensipleri açısından sahaya inmiyor ama en azından devre sonuna kadar sopanın ne kadar uzun olduğunu göstermeli Fenerbahçe’nin tüm profesyonellerine.
Sayın Başkanım,
Biliyorum çok zor bir süreç bu. Cebinizdekileri, enerjinizi, maneviyatınızı ve de en önemlisi ailenizden çaldığınız zamanı harcıyorsunuz Fenerbahçe’ye. Ama yine de yetmiyor, yine de beğenilmiyor bazı aklı evvellerce. Çünkü mücadele çok derin ve çok cepheli.
Ancak bu mücadelenin sağlıklıca yürümesi için öncelikle sahadaki tüm Fenerbahçe düşmanlarını yenmeliyiz. Yenmeliyiz ki, içerideki düşmanlar da yenilsin.
Camiada neler yapmaya çalıştığınızı takdir eden ve de hakkını teslim eden kişi sayısının azaldığını hep birlikte görüyoruz. Ben ve yakinen tanıdığım pek çok insan size olan takdirimizi eksik etmeyeceğiz, yine de. Yapmaya çalıştıklarınız gerçekten büyük liderlerin öngördüğü vizyonlarla eş değer. Benim gibi fanatik bir insan bile, o gün sizin (üstelik bizler için hala ‘masum değilsin’ edebiyatı yapan) Trabzon taraftarı arasına girmenizi hoşgörüyle karşıladı. O da bir vizyonun parçası çünkü. Siz lidersiniz ve liderce prensiplerden şaşmak istemiyorsunuz haklı olarak.
Ama liderler savaşlarda cepheye de iner. En uçta savaşan asker gibi hareket ederler bazen. Zaman tam o zaman bence. Öncelikle çıkın, hemen bugün bir açıklama ile camiamızı tekrar ‘3 Haziran’ psikolojisine geri çekin lütfen.
Yukarıda yazdığım naçizane tavsiyeleri değerlendirin. Sahaya inin. Haftalar sonra çıktığı sadece 10 dakika için bile canını dişine takan Barış için; durumu kabullenemeyip kırmızı kart yemek uğruna rakibe karşı dik duran Yiğithan için; Türkiye’nin en iyi kalecisi olmadığı halde Fenerbahçe kalecisine yakışır şekilde özgüven ile oynayan Harun için ve de en önemlisi İstanbul’un en nemli yaz sıcağında 48 saat boyunca kombine kuyruğu bekleyen gencecik taraftar kardeşlerimiz için inin sahaya. İnin ve o tüm ‘profesyonel’ Fenerbahçe çalışanlarının öncelikle sırtlarındaki çubuklu formaya sonuna kadar inanarak oynamaları ama oynamıyorlarsa da yerlerine oynayacak ‘asgari ücretli’ gençlerin bile bulunduğunu anlamalarını sağlayın.
Size oy veren, vizyonunuza inanan ve de bugün yine bir kongre olsa yine o ‘suçlanan’ 16 bin kişinin içinde olacağından şüphe duymamanız gereken bir kardeşiniz ve de en önemlisi bir Fenerbahçe taraftarı olarak çağrıma tüm diğer milyonların çağrıları gibi kulak vermenizi istirham ediyorum.
Başta camiamıza, Fenerbahçe için en ufacık bir şekilde bile emeğini veren herkese iyi haftalar ve de bol sarı lacivert günler dilerim…
Cihan Mendi

