Kolay olmayacağı belliydi.
Hem de bu şartlar altında.
Trabzonspor, gerek takımı gerekse taraftarı ve oluşturulan ambiansıyla (maçın başında açılan o saçma koreografi ve edilen küfürlü tezahüratlar, sahaya atılan yabancı maddeler hariç), yıllardır biriken fay hattı kırılırken yaşanan sarsıntı misali, tüm gücü ve öfkesiyle yüklendi.
Beklenen de buydu zaten. Bu açıdan bakıldığında sıra dışı değildi dün gece olanlar.
Bu, işin bordo mavi tarafı.
Çubukluya gelince. Açıkçası, dün Şenol Güneş Stadyumunun çimlerinde Fenerbahçe 11’inin ne yaptığını ya da ne yapmak istediğini anlamış değilim.
İlk 11, hücumcu bir 11’di. Bu açıdan Koeman’ı takdir ettim. Zaten takım o öz güveni, son 10 dakika gösterebildi. Haksızlık olurdu ama 2‐0’dan 2‐2 olsaydı skor ki ramak kalmıştı, hiç fena olmazdı.
Şurası açık ki, beklenti her ne olursa olsun, içinde bulunulan şartlar ne gerektirirse gerektirsin, dün gece bu takım için tehlike çanları olanca gücüyle çaldı.
30 yıldır, her hattıyla bu kadar dökülen bir Fenerbahçe izlemedim.
Takım kalitesi ve mantalitesi, başta Harun ve birkaç oyuncunun cansiparane çabası hariç, hiç bu kadar düşük olmamıştı.
36 Şut…
Maç uzunca bir süre, Harun ile Trabzonspor arasında oynandı.
Trabzonspor forvetleri demiyorum, neredeyse bir tek kalecisi kaldı Trabzonspor’un Fenerbahçe kalesine şut çekmeyen.
Harun, bir ara, defansı ve takımı uyarmayı bıraktı “şut çektirmeyin” diye.
Uyaracak zamanı kalmadı da zaten, devamlı darbe alan boksörün gardını korumaktan başka çaresi kalmamışçasına.
Sebep…
Bunlar dün geceden kalan.
Bunlar, tüm bu olanlar sadece sonuç. Bir şeylerin yansıması sadece.
Ne mali, ne idari açıdan kulüp bu günlere bir günde, bir haftada, bir sezonda gelmedi.
Bu, “tek adamcılığın”, “dediğim dedik anlayışının”, “ben olmazsam bu kulüp batar zihniyetinin”, “hesapsızlığın”, “fütursuzluğun” yani kısacası “olmazların” sonucu.
Buna bir de yeni yönetimin tecrübesizliği eklenince, 13 maçta 13 puanla düşme hattının hemen üzerindeyiz.
Sarmal…
İşin daha vahim tarafı, sportif açıdan yakın vadede bir ışığın görünmüyor olması.
Ve bunun da, mali başarıyı doğrudan etkilemesi.
Acı bir gerçek var ortada, sportif başarı yoksa, reklam yok, Şampiyonlar Ligi girdisi yok, Ligde puan karşılığı ödeme yok, tribün geliri yok. Yani para yok.
Para yoksa, transfer yok, sportif başarı yok.
Bu bir sarmal, paradoks.
İşin içinden çıkmak için şapkadan tavşan değil aslan çıkarmak lazım. O bile yetmez belki.
Ayrıca, ne Koeman’dan bir Obradovic (o yüz ifadesi, ses tonu ve fırçasıyla) çıkar, ne de takımdan bir “son çeyrek” mucizesi. Durum bunun ötesinde.
Son umut…
“Mart’tan sonrası görünmüyor” dedi Ali Başkan.
Durumun farkında Allah’tan.
Zaten tek umudum bu farkındalık.
Özellikle 3 büyükler başta olmak üzere tüm takımlar aynı durumda.
Fakat içlerinde finansı bilen tek başkan, Ali Başkan.
Yakın bir vadede kulüp borcunu döndürebilir hale gelirse, şampiyon olmuş kadar sevinmek lazım.
Beklentim bu kaldı bir tek.
Öncekinin bıraktığı enkazın çınarı devirmesini önlemek.
Yiğit Özar
