Emre Cilvez - Neşeli Günler - Fener Alayı
Bize Ulaşın

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Neşeli Günler

Başlığı okuyunca kulağınızda hemen rahmetli Melih Kibar’ın unutulmaz melodisi çınlamaya başlasa da, hayır… Hepimizin sevgilisi, tekrar tekrar seyretmekten keyif aldığımız o filmden örnek vermeyeceğim. Başka bir zaman dalarız o konuya. Sadece aynı kelimelerle 4.5 yıldır bugünün gelmesini umutla, sabırla, kimi zaman vakur, kimi zaman isyankar tavırla, bazen bağırarak, bazen içine atarak, bazen öfkeli, bazen bezgin, ama nihayetinde kararlılıkla bekleyen çubuklu sevdalılarının bugünlerini anlatmak için seçmiştim. Ne diyelim, inşallah devamı da aynı şekilde neşeli olur.

Neredeyse Cocu Hoca gittiğinden beri “futbol programı” kisvesi altında yapılan kahvehane sohbetlerinde Fenerbahçe’nin yeni hocasının kim olması gerektiği konusunda yeterince racon kesildiğinden dolayı bu süreci geçelim. Ben bile yazmaktan sıkılıyorsam sizin sayfayı kapatmanız da uzun sürmez. Ancak şunu ekleyebilirim bu temcit pilavına. Çok umut bağlanan ama icraat olarak tarihin en kötüsü olma onurunu şimdilik elinde tutan bu yönetimin, bilerek, isteyerek, tercih ederek değil, olası teknik direktör seçimi konusundaki hatada taraftarın tepkisinden bir kaçış hamlesi olarak değerlendiriyorum. Yani takımı mevcut konumundan kurtarmak isterken bir yandan da kendilerini kurtarmak istediler. Bir çeşit kazan-kazan durumu. Hiç sevmedim bu politik konuları, ama hiç de bu politikalarla alınan kararların sonuçlarını yaşamaktan kaçamadım. Neyse…

Yazının asıl konusuna dönelim. Ersun Hoca’yı neler bekliyor? Biraz da ileride özeleştiri yapabilmek için bir yere not düşelim diye yazıyorum. Evet, takımın özgüvenini arttırması gerekiyor; evet, takım içindeki kopuşları ortadan kaldırması lazım ve evet, başarısızlığın gerekçesi olarak sunulan ve kadro dışı bırakılan isimleri takıma kazandırmakla başlayabilir. Ben daha çok oyun planı ve saha dizilişi üzerinde durmak istiyorum.

Ersun Hoca direkt oyunu tercih ediyor. Kısaca, topla çok oyalanmadan hızlı bir şekilde topu ilerideki oyuncularla buluşturup, takımı ileri taşımak, rakip defans yerleşmeden pozisyon aramak ve orada yapılacak presle baskıyı sürekli kılmak diyebiliriz. Topun tekrar geri alınması mümkün olmadığında sert olmayan faullerle takım savunmasının yerleşmesine imkân vermek de stratejisinin bir parçası oluyor. Ankaragücü zamanında da, Denizli’deyken de, Gençlerbirliği’yle şampiyonluk yolunda giderken de böyleydi, Nisan’da şampiyonluğu Khalkedon topraklarına getirirken de…

Peki, mevcut kadroyla aynısını yapabilmek mümkün mü? Öncelikle bu oyun planı hızlı ve oyun sürekliliği olan orta saha ve hücum oyuncularıyla gerçeğe dönebilir. Mesela, Meireles. Kaptırılan topları almakta iyi bir kesici ve alınan topları kullanmakta vasat üstü bir orta saha. Ayrıca şut tehdidi var. Mesela Kuyt. Çok hızlı diyemezsiniz ama oyun sürekliliği açısından referans gösterilebilecek bir çizgi. Mesela, Gökhan Gönül. Önü açılınca daha da etkili olan, sürekli ileri geri giderek çizgiyi çok etkili kullanabilen modern bir sağ bek. Hatta Emenike, zihinsel açıdan felaket bir seviyede ama koşmaya başlayınca tank gibi değil miydi?

Şimdi gelelim mevcut kadronun durumuna. Yukarıda bahsettiğimiz hızlı oyuna müsait bir oyuncu yapısı yok sarı-lacivertlilerin. Eğer yine hücum bölgesinde oyun oynamak istiyorlarsa, blokların arasını hiç açmadan oynamak zorunda, çünkü ne kenar adamları ne de hâlihazırda oynayan orta saha grubu bu tempolu oyunu kaldırabilecek vücut hareketliliğine sahip değil. Bu da demektir ki oyun oturana kadar kalesinde gol görme ihtimali mevcut durumdan daha yüksek olacak Fenerbahçe için.

Durum çok mu kötü? İyi sayılmaz, ama felaket değil. Öncelikle elinde bir Emre Belözoğlu yok, ama Jailson var. Emre kadar adam eksiltmese de, tokat atmadığı zamanlarda(!) daha devamlılığı olacak bir isim; hem güç, hem hız olarak. Açıkçası Ozan Tufan’ı affedeceğini düşünüyorum, çünkü Serkan Balcı ya da Meireles rolü oynayabilecek tek alternatif o gözüküyor. Ama Ersun Hoca tutmayacağına inanırsa ya da antrenmanlarda görürse, ilk transferlerinden birini o bölgeye yapacaktır. Ancak ilk transferi kesinlikle Skrtel’in yanına hamleli diyebileceğimiz bir stoperle yapacağını düşünüyorum. Ön alan presini aşan rakibin orta çizginin hemen gerisinde durdurulabilmesi için Roman gibi geriye kaçan değil, topa hamle yapan Skrtel’i tamamlayacak bir isim çok önemli ve kadroda alternatifi yok. Keza sağ çizgi boyunca Şener ve Isla’dan daha hızlı ve güçlü olan Dirar’ın da takıma geri kazandırılması imkansız değil. Ya da sol çizgiyi görece daha hızlı kullanan bir sol bek de takıma kazandırılabilir ama bunlar daha çok haziran ayı hamleleri, şu an öncelikli olan bir stoper, hızlı bir 6 numara (eğer Ozan ben oynamak istemiyorum derse) ve bir sol/sağ açık… İlk birkaç maç için Ekici, Aatıf, Alper hatta Eljif denenebilir ama bu bölgeye de bir isim aranması çok büyük ihtimal. Sanılanın aksine Slimani’nin kalmasına itiraz edeceğini düşünmüyorum, bilakis kalmasını isteyecektir, çünkü fiziğine oranla gerçekten hızlı, güçlü ve presi kaldırabilecek bir santrafor.

Transferdeki önceliği belirleyecek nokta kulübün maddi şartları olsa da devre arasında 2 veya 3 transfer kaçınılmaz görünüyor. Kısaca, hocanın sahip olduğu kadro kafasındaki oyunu sahaya dökmeye yatkın bir kadro değil. Devre arası takviyesiyle birlikte Haziran ayına kadar bir geçiş ya da hibrid oyun şablonu oluşturmak zorunda. İlk defa kendi oluşturmadığı bir oyuncu grubunun başına geçiyor. Kendi bilgisini ve limitlerini de test etmiş olacak. Eğer biraz da şansla 2 maçta 6 puanla kapatmayı başarırsa, puan tablosunun yukarısını, oyuncularına daha hızlı hedef gösterebilir.

Takımı bu noktada iyi bir oyuna ikna etmek ilk iş olarak ele alacak Ersun Hoca, motivasyonu maç maç ilerleyerek sağlayacaktır. Eğer başarabilirse iyi oyunla birlikte sahada olmak isteyen, oyuna katkı sağlamaya istekli ve bu oyunun parçası olmaya can atan futbolcu sayısındaki artış, mutlaka kaliteyi de sahaya yansıtacaktır. Elbette asıl etkisi haziranda kafasındaki kadroyu şekillendirirken olacak ama ilk tuğlaların bugünden yerleşmesi ilk ilmeklerin hemen yarın şişe geçirilmesi gerek.

Çoğu çubuklu sevdalısı bugünleri çok bekledi. Eminiz Ersun Hoca da… Yönetimin ne hissettiği ya da ne düşündüğü açıkçası şu an kimseyi ilgilendirmiyor. Lobisi olmadan, medyadaki arkadaşları tarafından adı zikredilmeden, zorla adı tribünlerde çığırtılmadan tamamen taraftarın yarattığı dip dalgasının bir sonucudur Fenerbahçe Futbol Takımı’nın başında olması. Obradoviç neyse, Ersun Yanal odur taraftar için. İlk birkaç hafta olası başarısız sonuç, taraftar nezdinde ona yazmaz, boşuna avuç ovuşturarak beklemeyin. 4.5 sene bu anı düşleyenler, akbabalara teslim etmez kalbinde çubuklu yatan hocasını. Bugünler onların neşeli günleri… İlelebet sürmesini bekledikleri…

Emre Cilvez

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Dönüş

Ortalama üzeri oynanan oyun, hadi elimizi korkak alıştırmayalım iyi sayılabilecek bir oyun, sonuca da yansıyınca teknik analiz yapmak daha anlamlı oluyor. Maçın hikayesi deplasman takımının istediği gibi başlasa da devamı hiç de planladıkları gibi olmadı. Artık alışkanlık haline gelen kaleye gelen ilk pozisyonda golü yeme durumu, Fenerbahçe’nin hikâyeye istediği girişi yapmasına izin vermese de, Çubukluların yine de kurguladığı hikayeye dönüş yapabildiği bir gerçek.

Yüksek bir yüzdeyle değil ancak, yüksek sayıda çerçeveyi bulan vuruşlarla geceyi tamamladı Fenerbahçe. Emre, Rodrigues ve Kruse vuruş kalitelerini yükseltmiş olsa, maç sonundaki skora daha ilk yarıdan ulaşabilirdi sarı-lacivertliler. Top rakipteyken önde baskı ve alan paylaşımı konusunda her geçen gün daha iyiye gidiyorlar. Topu geri kazanma zamanları azalıyor ve top daha çabuk dönüş yapıyor Fenerbahçe’ye.

Kanat akınlarına baktığımızda, ilk yarı özellikle sağ çizgiden etkili olamadılar. Ozan Tufan yerinin gerektirdiği görevleri tam yapamamış göründü. 20. dakikayı geçerken, Ersun Yanal sağ çizgiyi tamamen Isla’ya bıraktı, Vedat ileride biraz daha sağ çizgiye yakın oynadı ve Ozan Tufan merkezdeki yerine dönüş yolundaydı sürekli. Sonrası mı? 3 gol buldu Fenerbahçe. Hem de sakatlıktan kurtulup sahalara tam dönüş yapan Vedat’ın olağan üstü eforuyla 2 gol birden attı.

Ve Ferdi için de birkaç cümle yazalım. Herkes neden oynatılmadığını sorguluyor, bense bu vakte kadar neden formayı Tolga Ciğerci’den çekip almadığını. Bu yetenek ve oyun görüşüyle kadrodaki çoğu oyuncudan daha üstün olduğunu sanırım o da biz de biliyoruz. Lakin futbol sahip olduklarını mücadele ederek sahada gösterme sanatı. Gençlerbirliği karşısında hem verdiği paslarla hem de attığı muazzam gol ile Kadıköy çimlerinde muazzam bir gösteri yaptı sahada olduğu yarım saat içinde. Hocasının hazır değil mesajına da, “bir şeyleri değiştirmek istiyorsan ben buradayım.” şeklinde dönüş yapmış oldu.

Ersun Yanala gelince, özüne dönüş yaptığı bir performans izledik ondan da. Serdar Aziz’in beklenmeyen devre arası sakatlığı sonrasında yerine bir stoper alabilecekken yukarıdaki övgü dolu satırların adresi olan Ferdi’yi sahaya sürdü. Karşılığını takımının iki gol daha bulması ve bir o kadar da kaçırması şeklinde aldı. Taraftar gözünde güven tazeleyerek ve neden bu takımın başında olduğunu tekrar göstererek. Kendisinden beklenen teknik direktör performansını sundu.

Bir maçla şampiyon olunmuyor ama şampiyon olmak için bu maçları kazanmanız gerekiyor. Haftaya Sivas ve ardındaki Beşiktaş maçlarını da, altını çizelim böyle oynayarak, kazanırsa Fenerbahçe; yeniden ligin zihinlerdeki favorisi olacaktır. Tıpkı taraftarının beklediği, özlediği ve inandığı gibi. İnanç ve oyun olarak bir eksiği yok Fenerbahçe’nin yeter ki yeniden galibiyet serisine dönüş yapsın.

Çubuklu Kalın.

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Akarsu

Kolaya kaçıp böyle bir başlık attım. Çünkü anlatacaklarım fazla ve içerik olarak dağınık, belki birleşince büyük bir nehir oluşturacak, ya da küçük bir pınar.

Önce dün akşamki oyunla başlayalım. Kaçan penaltı ya da Malatya’nın haksız iptal edilen golünden bahsetmeyeceğim. Önemli nokta Moses’ın girdiği ve atamadığı pozisyon ki aynı zamanda maçın da en net ve en açık pozisyonu. Nasıl sonlandığından da bahsetmiyorum, atması gerekiyordu elbette, ancak olmadı. Hatta hiç vuramayabilirdi, ayağı çime takılabilirdi, direkten dönebilirdi ya da kaleci kurtarabilirdi. Hiçbiri olmadı ve dışarı attı Nijeryalı. Gelelim kritik soruya, başka bir pozisyondan bahsedebiliyor muyuz sarı-lacivertliler adına? Hayır, işte bütün mesele bu. Bir pozisyonu atamayabilirsiniz, ancak başka üretemiyorsanız oyun planınızda ya da kadronuzda sorun olduğu aşikardır. Bir akarsuyun sürekliliği gibi oynamadı Fenerbahçe, endişe verici olansa üst üste ikinci hafta benzer olması.

Dünya üzerinde sürekli olarak kazanan bir futbol takımı yok elbette. Bahsettiğimiz sürekli bir kazanma halinden çok, sürekli olarak kazanabilecek oyunu oynamak ve gol vuruşunu hazırlayabilmek. Mükemmele yakın takımların da iyi olmadığı günleri oluyor. Bazen de gün seviyesinden dönem aralığına çıkabiliyor. Aynı bir akarsuyun dingin aktığı dönem gibi. Eğer Fenerbahçe de böyle bir zamandan geçiyorsa, bir an önce gürül gürül aktığı bir yere hızlıca geçmeli. Ersun hoca topoğrafya haritasını iyi okumalı.

Her hocadan farklı bir geliş hikayesi var Ersun Hoca’nın. Yorumcu çevreleriyle bir lobi ilişkisi yok. Eski Fenerbahçeli takım arkadaşları arkasından methiyeler düzmüyorlar. Camia desteği de haybeden verilmiş bir destek değil. Geçmiş başarıları, korkmadan oynattığı oyun, öndeyken bile oyuna hücum oyuncusu sokması, söylemleri, çalışkanlığı… kısaca tırnaklarıyla kazıyarak geldi bugünlere. Kimseye pek kolay nasip olmayan bir tribün desteği var arkasında. Bu derece debisi yüksek bir nehrin önüne sahaya sürdüğü 6 orta saha ile kapalı bir baraj koymak yerine, kapakları biraz açmalı ve suyun gücünden enerji elde etmeli. Oturduğu koltuğa geliş hikayesi yüksek enerjiden geçiyor. Kağıt üzerindeki en etkili iki hücum oyuncusunun olmamasına kimse bakmaz, geçen senenin aksine kadro mühendisliğinde daha çok etkin rol oynadı.

Oyun planı beklentilerle örtüşmedikçe “Ersun Yanal ve 7 orta saha’lar” diyen yorumcular çok çıkar. Sahada hangi tip futbolcuyla çıkacağı Ersun Hoca’yı ilgilendirir elbette, ancak ortaya çıkan oyun ve sonuçlar Fenerbahçeli olan herkesi ilgilendiriyor. Bir maç, iki maç ya da bir aylık bir süre çok iyi olmayabilirsiniz, ama nehrinizi umut ‘erozyon’una uğratırsa kaybınız çok büyük olur. İzmir deplasmanında umut tazelemek ümidiyle,

Çubuklu kalın

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Savaş Sanatı

Fenerbahçe takım

Sahada her iki takımın da istediği şekilde oynanan bir maç izledik. Böyle bir durumda en azından galibin olmadığını söylemek gerekirken Bülent Hoca’nın istediği şekilde biten bir sonuç oldu. Kadıköy’de stattan ayrılanlar açıkçası kaybetmenin hüznünü yeterince yaşadılar mı emin değilim, çünkü oyun bölgesi rakip sahada kurulu bir maç izlediler. Yine bu galibiyeti getirmedi.

Eminim, düşmana karşı az kişiyle yapılan, ama onları bıktıracak kadar çok uzun süren, kale savunmalarıyla ilgili savaş hikayeleri okumuşsunuzdur, en azından filmlerde denk gelmişsinizdir, ya da en kötü arkadaşınız bahsetmiştir. Hiçbiri olmadıysa dün akşamki maçı tekrar izlemenizi öneririm. Bülent Hoca’nın oyun planı Fenerbahçe’yi kalesine sokmamak ve akıncılarıyla yapacağı ani baskınlarla düşman hattını zayıflatmak üzerineydi. Bunu ilk yarıda başardılar, ikinci yarıdaysa 5 dakikalık bir periyotta 3 net pozisyon bularak tekrar denediler ama Altay engel oldu. Kalan tüm sürede Fenerbahçe bıkmadan ve yorulmadan kaleyi fethetmeye çalıştı ancak kale kapısını kırmayı bile başaramadılar.

Peki neden? Bize göre birkaç eksikliğin birleşiminden oldu. Öncelikle Gustavo ve Emre ikilisi, rakip ceza sahası çevresine hiç gelmedi, delici koşuları yapmadı. Bunun ne önemi var ki sorusuna, detaylı anlatmadan, hemen Zajc’in iki gol denemesini ve Vedat’a takılan kafa vuruşunu örnek gösterebiliriz. Yani kenardan gelecek orta ve paslara, rakip savunma sizin üzerinize tedbir alamadan, ceza sahası dışından içeri doğru yapacağınız koşularla pozisyon üretme durumu. İşte bunu ne Emre ne de Gustavo yaptı.

İkinci olarak zorunluluktan dolayı o bölgelerde oynayan ve asıl mevkisi orası olmayan oyunculardan alınamayan katkılar. Sol bek, Sol açık ve sağ açık katkısı alamıyor Fenerbahçe. Ne demek bu? Duvar örülen savunmaları göbekler verkaçlarla ve uzak şutlarla delemiyorsanız, kenardan gelecek ortaların hem atılacağı bölgeleri hem şiddetini, hem de zamanlamayı ayarlamak gerekiyor. Bu da o bölgede oynamayı bilen oyuncularla oluyor, ne yazık ki Sarı-Lacivertliler kanatları olmadan uçmaya çalışıyor.

Bir diğeri, yine çizgi oyuncularının adam eksiltme yönünden çok aşağılarda kalması. Rodrigues ve Moses’ın eksikliği bu noktada göze çarpıyor asıl, yani oynamadıkları zaman. Tolga için iyi niyetli diyebiliriz belki ama hem pas istasyonu oluştururken rakibin arkasına saklanıyor hem de adam eksiltemiyor ne yazık ki. Keza Ozan hareketlenmeye başlayınca iyi bir delici ancak bir kanat oyuncusu değil.

Son olarak maçta 45 civarı orta yaptı Fenerbahçe, ki muazzam bir rakam. Oysa bu ortaların savunma düzenini bozması için çizgiye inilip yapılması gerekiyordu. Erken ortalarda rakip savunmanın hepsi topu görerek karşılayabilir ki maçta olan şey de buydu. Isla, Antalya karşısında sınıfta kaldı ne yazık ki. Sol beke gelince, sahada Fenerbahçe’nin bir sol beki olmadığını söylemiştim değil mi? Yani o bölgeden sıfır katkı aldı hücum anlamında. Deniz girdikten sonra orta etkinliği arttı ama duvarı aşmaya yetmedi ne yazık ki.

Kadro eksikliklerini kabul etmekle beraber, rakipleri Avrupa maçlarıyla hırpalanırken Fenerbahçe’nin puanları üçer üçer toplaması gerekiyordu. Daha önce de defalarca yazdık; deplasmanda oynanacak 3-4 maç haricinde hemen hemen her maçı bir duvarı aşmak üzerine olacak Fenerbahçe’nin. Ersun Hoca bu konuda maç başı planını oluşturamadı. Zajc ve Deniz ile oyuna müdahale doğruydu fakat aklımıza hemen başka bir soru geliyor;  Hocam Tolga ve iki ön liberoyu sahaya sürerek, kale duvarını nasıl yıkmayı planladın? Neden sonucu baştan belli bir durum için 45 dakikayı çöpe attık?

Tarihte bu tür savaşlar çoktu. Ersun Hoca’nın da fethetmek istediği kaleler fazla. Kimse direniş göstermeden kaleyi teslim etmeyecek, kalenin anahtarını altın tepsiyle sunmayacak. Hepsi için ortak kullanacağı bir savaş planı bulması ve sahada bunu uygulatması gerekiyor. Yapacağı küçük değişiklikler sadece olası sakatlık ve kart aksilikleri ile kalenin başka bir defosu varsa onu kullanmak üzerine olmalı. Bu oluncaya kadar böyle stresli akşamlar eksik olmayacak Fenerbahçe cephesinde.

Herşeye rağmen Çubuklu kalın.

Emre Cilvez

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Son Maç

Geri Sayım

Süper Lig Puan Durumu

PozTakımOPuan
12653
22653
32650
42649
52644
62643
72740
82534
92632
102631
112630
122729
132628
142626
152625
162525
172623
182622

Facebook

Öne Çıkanlar