Bize Ulaşın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Dik Dur Fenerbahçeli

Geçen hafta..

Sevgili Babaannem Hanife Mendi’yi kaybetmem sebebiyle geçen haftaki yazımı yazamadım. Bu vesile ile kendisine Allah’tan bir kez daha rahmet ve kalanlara uzun ömür diliyorum.,

Cenazemiz nedeniyle sadece özetini izlesem de sanırım geçen haftaki Göztepe maçı için senenin ‘en iyi‘ futbolu desek, yalan söylemiş olmayız.

Gelelim bu haftaya. Ki öncelikle teknik açıya bakıp sonra daha önemli olan konulara girmeye çalışacağım.

Ersun Hoca..

Ta 2000’li yılların başında Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile yıldızı parlamaya başladığından Fenerbahçe’nin hocasının Ersun Hoca olması gerektiğini savunanlardanım. Bu uğurda camiamızın kendi çocuğu Aykut Kocaman ‘ismi’ ile kıyas yapma mecburiyetinde bile bırakıldığım oldu.

Ancak benim için her şeyin ötesinde (yetersiz kadro, hakem hataları, gol atamama vs) ben Ersun hocaya da ‘yeni yıl sonrası’ performansıyla maalesef ‘vasat’ puan vermek durumundayım.

Dün akşam sahada Fenerbahçe adına 4 tane dikine oynayan adam vardı; Jailson,Ayew(özellikle ikinci yarı),Tolgay ve Dirar. Siz 10 kişi kalmanıza rağmen oyuna özellikle ikinci yarıda hakimsiniz, pozisyona giriyorsunuz, net goller kaçırıyorsunuz. Ama sahada dikine oynayan 2 adamı da oyundan alıp yerine ne oynadığını bir türlü anlayamadığım Eljif ve ne yaparsa yapsın koşmaktan öteye gidemeyen Frey’i alıyorsunuz.

Gol yememek için desek, o zaman Topal düşünülemez miydi? Gol atmak için desek o zaman yeni transfer Zatz yada Valbuena düşünülemez miydi?

Tabii ki amacım şiddetli eleştri değil ama bu maç en azından ‘berabere’ bitebilecekken 3 puan bıraktıysak, ben % 25 Ersun Hocaya yazarım.

Ancak bunu yazarken şunu da unutmamak lazım. Geçen yıldan beri, kendisinden patlama beklenen Eljif’in sadece yarım maçta düzgün oynayıp her kendisine güvenen hocayı ‘mahçup’ etmesini; sürekli hırsla çalıştığını gösterip 2 top bile yapamayan Frey’in yetersizliğinin hesabını ve de binbir güçlükle tekrar kaptanlığa dönen Volkan’ın o kadar basit kafa vuruşunu sadece izlemiş olmasını da sormak lazım. Yazık oldu yine Fenerbahçe’ye

Fenerbahçe düşmanlığı..

1990’lı yıllardı, lise yıllarımdı. Ali Şen Fenerbahçe başkanı idi. Yine sahada sürekli hakkımız yeniyor, Fenerbahçe türlü türlü ayak oyunları ile sürekli şampiyonluklar kaybediyordu. Fenerbahçeli olmayan tüm dostlarımın kanısı ortaktı, ‘Ali Şen çok ukala. Kimse onu sevmediği için herkes Fenerbahçe’ye düşman’. Eyvallah ettik.

2000’li yıllarda Aziz Yıldırım başkanımız oldu. Önceleri çok sessiz ve hatta çoğu kişinin deyimiyle ‘ağır başlı’ idi. Sonra yavaş son maçlarda kaçan şampiyonluklar, masa başı oyunları ile yenilen haklar ve de en önemlisi ‘3 Temmuz’ kumpası kuruldu. Hal böyle olunca değil Aziz Yıldırım, Polyanna gelse sinir sistemi felç olurdu ve Aziz Başkan da yumruğunu masaya vurmaya başladı. Ne dedi bu Fenerbahçe düşmanı cenah; ‘Aziz Yıldırım’dan kimse hoşlanmıyor. O yüzden Fenerbahçe’yi kimse sevmiyor’. Eyvallah etmedik, ama artık kimseyle kavga etmeyelim dedik. Zaten Aziz Başkan camia içinde de kalp kırmaya başlamıştı.

Geldik Haziran ayına, Türkiye’nin belki de yıllardır yaşamadığı şekilde bir kongre süreci sonrası ezici çoğunlukla ülkenin en önemli ailelerinden birinin yetiştirdiği önemli bir değeri başkan yaptık. Ali Başkan, daha ilk günden beri ne camia içinde ne de dışında kimseye hiçbir saygısızlık etmedi. Herkes ile iyi geçinmek, centilmen olmak istedi. Ama bugün sadece 2 maç üst üste kazandık diye, üstelik ilk 10’a girme şansımız bile düşük iken birilerinin gene düğmeye basıp ‘eyyam oğlu eyyam’ hakemlerle Fenerbahçe’yi katletmesini bana kimse ‘kişi düşmanlığı’ ile açıklayamaz. Bas baya hepiniz ‘Fenerbahçe düşmanısınız’ ve de yüzyılı aşkın süredir gelen bir kininiz ve de kuyruk acınız var.

Federasyonundan (hatta içindeki Fenerbahçelilerden) rakiplere, gelen giden tüm siyasilerden devletin en üst düzeyine kadar herkes Fenerbahçe’den rahatsız oluyor ve de nefret ediyor. Çünkü Fenerbahçe, 1919’da nasıl İşgal güçlerinin takımını yendiyse, 2010’lu yıllarda ülkeyi bölmek isteyen şerefsiz terör örgütünün yenen takımdır. Ve de siz ey Fenerbahçe düşmanları, bize olan nefretiniz ile aslında bu hain güçlerle nasıl mücadele ettiğinizi (!) gösteriyorsunuz. Tebrikler.

Birlik zamanı…

Ama size inat, biz düşmeyeceğiz. Sportif olarak her türlü zor günü yaşayabiliriz. Her türlü kederli günü yaşayabiliriz. Ama bu ‘ulu çınar’ nasıl yıllar boyu tüm badirelere karşı ‘dimdik’ ayakta durduysa bugün de duracak.

Sahadaki oyuncular, kenardaki hocalar hata da yapabilir, zafer de kazanabilir. Ama esas zaferi getirecek olan Fenerbahçe taraftarının ‘ayakta kaldığı’ günlerdir. 90 dakika omuz omuza sadece ‘Fenerbahçe’ diye bağırdığı günlerdir.

Camiaya…

Bakın önümüzde çok önemli maçlar var. Ama en dikkatli olunması gereken maç bence Konya maçı. ‘Aykut hoca ıslıklanmalı’ diye bir twit bile atılmamışken birileri çıkıp Fenerbahçeliyi Fenerbahçeliye düşürmeye çalışıyor. Yapmayın, üzerinde çubuklu ile oynayan herkes Fenerbahçelidir ve de tribünde onlara vereceğiniz destek önemlidir. Düşünün ki dün akşam ki futbolu Kadıköy’de taraftar baskısıyla oynamış olsaydık, değil 10 kişi, 3 kişi bile alırdık o maçı.

Haftalardır rakiplerin ‘ittirme’ adına sahada bizi katleden Cüneyt Çakır’ından Alper Ulusoy’una; TFF’de ‘Fenerbahçe kontenjanı’ ile koltuğunu koruyan Fenerbahçe düşmanlarına ve de en önemlisi yıllardır mücadele ettiğimiz futboldaki ‘Fetö’ üyelerine inat Fenerbahçe oyuncusu sahada ve de taraftarı tribünde başı dik olmalıdır.

Kederli günler olsa da bazen, seviyoruz seni canı gönülden….

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Omuz Omuza 29’ncu Şampiyonluğa

Uzun bir aradan sonra yeniden yazı yazabilmek, sarı lacivert ruhu anlatabilmek müthiş bir şey. Bu sezon tüm camiamıza hayırlı, uğurlu ve bol sarı lacivert olur inşallah. Sosyal medyaya da yazdığım gibi oğlum Umut’un göreceği ilk şampiyonluk yılı olur inşallah.

Gazişehir maçı

Nasıl anlatsam, nereden başlasam? Bu lafları geçen sezon çok yazmıştık. Ama maalesef hep kötü anlamda idi. Şimdi bakıyoruz sezona başladığımız Gazişehir maçına, helal olsun çocuklar diyebiliyoruz, aylar sonra.

Hemen baştan yazayım, ilk penaltımız gerçekten yanlış karar. Bana göre penaltı yok. Ama adalet VAR ki, bir penaltıyı kaçırdık. Açıkçası iyi de oldu.

Birazdan maçın adamlarından bahsedeceğim, ama en önce bize gelene kadar ‘Türkiye’deki en iyi golcü’; bize gelince ‘yaşlı’ ve ‘sıradan’ olan Balkanların Sarı Kanaryası Vedat Muriq’in İbrahimovic golü inşallah sezonun habercisi olur.

Devamını da geçen seneden kalan tezahüratımız ile yapalım o zaman; ‘söylesene Ali Başkan, hakikaten bu ne biçim Fenerbahçe? ‘ J Ne biçim olduğunu izah edelim;

Emre Belözoğlu… Hani şu malum takımı tutan pek tarafsız gazetecinin şüpheli ilan ettiği yaşlı başlı adam. Kim ne derse desin, ağabeyliğiyle, oyun kurmasıyla her şeyiyle sahanın yıldızı idi.

Max Kruse… Umarım yanılmam ama bir Alex olmasa da Fenerbahçe yıllar sonra 10 numarasını bulmuş bence.

Vedat Muriq.. Yukarıda yazdığım gol bile yeter O’nu anlatmaya.

Nabil Dirar.. En son şu sahada yersizce ıslıklanmış olmasına rağmen, tam bir profesyonel ama bir o kadar da cesur yürek olarak sahadaydı.

Bunlar dışında defansın hatasız oynamasını, Ozan’ın öz güvenini de yazabiliriz ama tabii ki rakibin neredeyse hiçbir şekilde savunma hattını yormaması da buna etken

Ancak tüm maçın genelinde beni en çok mutlu eden şey, gencecik Ferdi’nin attığı gol ve taraftara koşması idi. Tabiki bütün bunların ardında Ersun hocamızın eksiksiz şekilde verdiği motivasyon ve saha yönetimi de farkın gelmesine sebep oldu.

Çok erken konuşmamak lazım belki ama Fenerbahçe yıllar sonra ilk defa kendine bu kadar öz güven ve oyun hakimiyetiyle sezona başladı. Umarım tüm sezon ‘işte bu sene o sene’ diyebileceğimiz bir yıl olur. Tabii ki ikinci yarıda ara ara düşüşler olmadı mı? Evet oldu. Rakibin zayıf olmasının etkisi var mıydı? Vardı. Ama en azından sahadaki tüm oyuncularımız özveriyle, hırsla oynadı. Hocamız, çok doğru ve zamanlı değişikliklerle kazaya mahal vermedi. Bunlar çok önemli

Son olarak kalan tüm diğer takımlar gibi Gazişehir’in kendisini güreşçiye benzeten hocasına değinmeden edemeyeceğim. Fenerle kimse başa da çıkamaz, öyle maç başlamadan atıp tutarak da konuşamaz. Sonunda böyle 5 golü yersin, daha da belini zor doğrultursun.

İnşallah Başkanımızın da müdahalesiyle bir sol bek ve bir savunma ağırlıklı orta saha ve/veya nokta stoper transferi ile gelecek maçların öz güveni de yerine gelir. Kesinlikle yazmalıyım ki, bu takıma bir forvet daha (en azından devre arasına kadar) almaya gerek yok. Elinde Muriq var, Allahyar var, hiçbir şey olmazsa Kruse’den bile santrfor yaparsın. Santrfor kontenjanı, kesinlikle devre arasına kalmalı.

Maçın adamları…. Emre-Kruse-Muriq (duygusalca Ferdi de yazılmalı bence)

Cihan Mendi

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Koca Bir Sezon

Değerli okurlar, öncelikle uzun zamandır yazamıyor olmanın üzüntüsünü paylaşmak isterim. Tabii ki nedenleri var bunun. Bazısı özel sebepler, iş ve aile yoğunluğu. Ancak bir neden daha var ki gerçekten bu ülkede özellikle futbol ve türevi hiçbir konuda fikir beyan etmek, yorum yapmak bazen insanın içinden gerçekten gelmiyor.

Bu sayfada yazılarımın yayınlandığı ilk günden itibaren sadece Fenerbahçe yazacağımı söylemiştim. Ancak öyle bir futbol atmosferi yaratıldı ki, başka takımların oynadığı ‘tiyatro’ karşısında insan 2 satır etmeden duramıyor. Çok fazla Galatasaraylı arkadaşım var benim, hiç birisi darılmasın gücenmesin ama bu şampiyonluklarını tebrik etmeyeceğim. Etmek de hiç içimden gelmiyor. Niye mi? Örnek vereyim; hakemler Galatasaray aleyhine karar verirken mafya vari hareketlerle sahaya inen yöneticisiyle, hocasıyla ‘hakkı yenen Galatasaray’ olacak ancak hakemler göstere göstere lehte karar verince ‘vardı yoktu geçelim, şampiyon Galatasaray’ olacak öyle mi? Böyle futbol düzeninde şampiyon olsan ne olmasan ne. Hiçbir şey yoksa bile Rize-Galatasaray maçı Türk spor tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

Tabii bu noktada 2 konuda Galatasaraylı dostlarla ayrı düşüyoruz; Başakşehir mi şampiyon olsaydı? ilki; bir de ‘Size ne?’ sorusu.  Hemen söyleyeyim, Fenerbahçe’nin şampiyon olmadığı yerde kim şampiyon olursa olsun, beni bağlamaz. Ama sahada hak edeni de tebrik ederim. Başakşehir dediğiniz takımın arkasında Türk futbol kültürü ile bağdaşmayan bazı yapılanmalar olabilir, bütçesi ‘sabunlanıyor’ olabilir vs vs. Ama sahadaki futbolcu işini yapıyorsa ben onu tebrik ederim. Son 5 haftaya kadar da işlerini yaptılar. Sonrasında ne mi oldu? Herhalde birileri çıktı ülkedeki siyasi gerginliği sahaya taşıdı ki, 3 haftada liderlik değiştirdi. Yanlış anlamayın, bu yazı bir siyasi yazı olsa benim pek çok görüşüm satırlara dökülürdü ve kimse beni Galatasaray’a karşı Başakşehir’in hakettiğini düşündüğüm için özellikle Atatürkçü çizgim ile sınayamazdı. Ben sadece işin hakkedilen ya da hakkedilmeyen sportif tarafına bakıyorum.

Gelelim ‘size ne oluyor’ sorusuna. Lütfen,dünyanın en şerefsiz kumpası olan 3 Temmuz sürecini bir inceleyin de o çok sevgili Başkanınız Ünal Aysal’ın, hem de Galatasaray’ın yargılamada bile olmadığı bir dava ile ilgili görüşlerini bir okuyun. Ateş nasıl üflenirmiş, koca bir kulüp haksızca nasıl UEFA’ya şikayet edilirmiş bir bakın. Ondan sonra gelin de Fenerbahçe Başkanı’nı niye bu durum ilgilendiriyormuş, bir daha yorumlayın.

Sonuç, bu ligde yine medya canavarları bir şampiyonu konuşuyor, biz de tebrik etmiyoruz. O kadar.

Gelelim Fenerbahçemize…

Fenerbahçemiz….

Sadece bu ‘bitmesini istediğimiz’ sezon değil, son yıllarda genel olarak kahrolduk biz. Taraftar olarak, kongre üyesi olarak, dernek üyesi olarak vs. Bunun sebepleri vardı tabii. Yıllarca 3 Temmuz ilmiğinin boynumuzda sallanması, buna karşın geçmiş yönetimin de bu konuda her geçen gün elini kolunu bağlayıp Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeli’nin bu psikolojiden kurtulması için çalışma yapmadığı ve daha fazla sinir şartlarını zorlayan şekilde hareket ettiği gerçeği ortaya çıktı. Bunun futbol başlığına yansıması ise, ‘günü kurtarma’ tarzı kararlar ve harcanan milyonlarca dolarlar olarak çıktı karşımıza. Bu sezona bakarsak da sevgili Başkanımız Ali Koç’un tüm iyi niyetine, özverisine ve çabalarına rağmen futbol konusunda verilmiş 1-2 radikal ama istikrarsız karar maalesef koca bir sezonu kahrede kahrede harcadı.

Önce gelelim bu sezonun başına. Hepimiz halan Haziran 2018 seçiminde yaşadığımız coşkuyu, sokaklara dökülmemizi unutmuyoruz. Benim aklıma o müthiş kongre atmosferi geldikçe hala tüylerim diken diken oluyor. Bunun sebebi, seçilmesi için katkı koyduğum sayın Başkanımız olmasından öte Fenerbahçeli’nin bir kez daha demokrasi ve birlik görüntüsü vermesiydi, eşe dosta. Peki sonrasında ne yaptık da bugün bu gergin atmosfere geri döndük? Hiç kimse Başkana ve hatta iyiniyetli iş yapmaya çalışan bazı yöneticilere kızmasın. Biz yarattık bu durumu maalesef. İçimizde yıllardır ‘dediğim dedik’ eski yönetimin o kadar büyük bir hırsı ve intikamı vardı ki; dedik ki Ali Bey’e gel, dağıt, kurtar Fenerbahçe’yi. O da geldi, her şeyi değiştirdi. Çünkü biz sahadaki futbolcuyu, hocayı görünce eski yönetimin asık suratlı ve taraftara fırça atan yansımasını görüyorduk. Sorgulamıyorduk bile iyi işler mi yapıyor, kötü mü diye. Ali Koç yönetimi de bu dediğimize inandı ve radikal kararlarla sezon baştı yıktı ortalığı. Aslında bir nevi şunu gösterdik ki Fenerbahçe, taraftarına aittir. Aksi iddia edilemez. Ama bir gerçek daha var ki, kurumsal yapılarda bu kadar önemli kararlar her seferinde taraftar baskısıyla alınmamalı. İşte Fenerbahçe bu sene bunun acısını çok çekti maalesef.

Ekonomik kriz ile ilgili ne yazılabilir ne çizilebilir bilmiyorum. Ali Başkan’ın göreve geldiği gün söylediği bir şey vardı. ‘Kulüpleri batıran yöneticiler de sorumlu olmalı’. Bu süreç Fenerbahçe’de de işlemeli bence. Ama işletilemiyor maalesef. Çünkü öyle bir camia olduk ki, çoğunluk mevcut yönetime oy vermiş ve hala destekliyor. Bir tarafta da azınlık var, eski alışkanlıkları sürdürmeyi tercih sayıyor, ama sadece %20 kadarlar. Ama o %20’nin yarattığı ‘ikirciklilik’, hala ve hala kulübün yönetiminin psikolojisini, bazen sportif başarıları dahi olumsuz etkiliyor. Bu %20’ye soruyorum. Ali Koç’un özverisi sayesinde Türkiye’nin (sevelim, sevmeyelim) en önemli televizyon ve show yıldızları çıkıp tarihte görülmemiş bir kampanyaya destek olup, taraftar da birlik sağlıyorlar. Ama bu %20, ‘yahu Aziz Başkan da katılmalı ki, birlik olduğumuzu it, çakal görsün’ demek yerine; televizyona çıkan isimlerin Fenerbahçeliliğini sorgulamak suretiyle koca kampanyaya sekte vurmaya çalışıyorlar. Bu vesileyle Fener Ol kampanyası için daha önce söylediklerimin arkasında durmak isterim. Katılması gereken herkes çorbaya tuz katıyor. Siz sekteye uğratmak isteyen aklı evveller, zaten sizin Fenerbahçe’nin menfaatine bir katkınız yok. Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz.

Özetlersek, hata olarak ‘taraftar’ ruhuyla ‘profesyonel’ ruh arasındaki çizgiyi henüz olması gereken yere getirememiş bir yönetim olduğunu görebiliyoruz. Tabii burada, daha önce de yazdığım gibi mesele her şeyi Başkanımızdan beklemek değil, yönetimdeki asker ve kurmay heyetinin de Başkanı desteklemesi ve aksiyona geçmesi lazım zihniyeti olmalı.

Gelelim önümüze. Hemen şununla başlayayım, sadece kendi nazarımda değil çoğu kongre üyesinde de en erken bir sonraki olağan kongreye kadar Ali Koç ismine destek halen sürmektedir. Zaten şu aşamada Fenerbahçe’nin her anlamda ayakta kalabilmesi için tek elini taşın altına koyacak isim yine kendisidir.

Tabii ki teknik ve taktik olarak yapılan hataların tekrarlanmaması ve hemen bu sezon resmi olarak bitmesiyle beraber yeni adımların atılmasıyla hepimizde gerçekten yeni umutlar yeşerecektir. Naçizane tavsiyem özellikle futbol konusunda işin sadece etkili transferler olmadığını bilmek lazım. İlk iş olarak yaklaşan TFF Kongresi’nde Fenerbahçe de etkin olmalı ve mutlaka yıllardır yapamadığı lobiyi canlandırmalıdır. Görüyoruz işte, ülkede futbol sadece futboldan ibaret değil.

Teknik olarak tabii ki Ersun Hoca’nın oynatacağı futbol anlayışı çerçevesindeki karaktere sahip oyuncular alınmalıdır. Ama özel olarak forvet transferine en çok para harcanmalıdır diye düşünüyorum. Ama her şeyden önemlisi de bu formanın ağırlığını taşıyabilecek karakterde en az 3-4 oyuncuya ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Mevki olarak her mevkiiye takviye lazım, evet ama en çok da Fenerbahçe için savaşacak isimlerin takıma kazandırılması lazım. Eğer bu çok zor ise, kesinlikle kenar yönetiminde biz taraftarlar kadar hırslı, ama sahada ne olup bittiğini anlayabilecek ve de bunları futbolculara aktarabilecek bazı eski futbolcularımızın bulunduğunu görmek bile taraftara hırs verecektir. Zira gelecek sene de tıpkı bu sene gibi inanılmaz bir taraftar desteğine ihtiyaç olacak.

Alınması gereken bana göre başka bazı kararlar da futbol yapısının dinamikleriyle fazla oynamadan görev dağılımlarının yeniden yapılması. Bir kere Sportif Direktör yapılanması her ne kadar Türkiye’de çok yaygın değilse de Fenerbahçe’de bu yapıda ısrarcı olunmalı. Ama bu isim Comolli ya da başka bir yabancı değil, gerektiğinde saha kenarında ‘uzaktan’ VAR kamerasını bile izleyebilecek bir Türk isim olmalı. Mümkünse Teknik Direktör sertifikası olmayan eski iyi ve yeterince profesyonel bir sporcumuz olmalı. Tabii ki Comolli’nin de bize bir faydası olacak. Acilen yurtdışına yerleşerek hem teknik heyetin istediği transferlerin alınmasını ‘isim isim’ sağlamalı ve de en önemlisi Avrupa’daki kulüpler ve UEFA nezdinde Fenerbahçe’nin haklarını koruyan ve lobi yapan bir profesyonel olarak çalışmalı. Aynı yapı olarak bir başka Türk isim de Ankara’da yer alarak, Fenerbahçe’nin kurumsal temsilcisi olmalı.

Koca sezonu değerlendirirken tabii ki kazananlar ve kaybedenleri de yazmadan olmaz. Kesinlikle kaybeden listesinin başına Comolli’yi yazmak farz oldu. Ama anlayış olarak daha çok kaybeden ise ‘kaos isteyen bir grup’ olarak değerlendirilir. Basketbol takımının senede tek bir maç kötü oynama (o da eksiklerinden dolayı) vardı ve bu maç da yarı final maçına denk geldi. O maçtaki yenilgiyi bile Ali Koç’a bağlayan zavallılar, kaybettiler ve kaybetmeye devam edecekler.

Kazanan mı? Evet sahada başarısızlık hakimdi, yönetim amatörce davrandı vs. vs. Ama özellikle rahmetli Koray Şener kardeşimizin cenazesinde ve Fener Ol kampanyalarında gördük ki, kazanan daima ‘dik duran Fenerbahçeliler’ olarak bilinmelidir. Biz birlik oldukça bu kötü günler geçecek. Fenerbahçe de aydınlığa kavuşacak, unutmayın.

Son notum, dünyanın en güzel takımına. Bize yaşattığınız her şey o kadar güzel ki. Hep böyle kalın, kupa almasanız dahi biz o hırsı o savaşmayı görelim ki Fenerbahçeli olduğumuzu anlayalım.

Kalplerin daima bir olduğu, sarı lacivert, Umut dolu ve de Mustafa Kemal ruhu dolu yeni sezonlar Fenerbahçelilerin olsun…

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – ‘Zafer benimdir’ diyebilmek

‘Zafer benimdir’ diyebilmek

Normalde haftaiçi yazmam ama son derbi maçımız için kısa da olsa bir şeyler yazmak farz oldu.

İlk yarı

KOCA BİR HİÇ…..

İkinci yarı

İnsan izledikçe izlemeye doyamıyor gerçekten. O nasıl bir geri dönüştür. İnsan soruyor; gerçekten kalp krizi geçirtmek için mi oynuyorsunuz, taraftara diye.

Sorumluluk alan, Valbuena ve Zajc mı dersiniz? Cesur yürek Sadık mı? Yoksa adam gibi adam Hasan Ali mi?

Tabii ki hocamızın hakkını vermeden edemeyeceğim. İlk yarı ne kadar tutmadıysa yaptıkları, ikinci yarıda da bir o kadar tuttu.

Aslında üzülüyorum, galibiyet kaçtığı için. Ama Fenerbahçe, böyle Fenerbahçe gibi oynasın, canımızı yesin. Darısı artık bundan sonra yaşayacağımız çıkışa olsun.

Bu büyük taraftarla da camiayla da dalga geçilmez, bunu unutmayın. Artık bu hafta itibariyle Fenerbahçe çıkışa geçmek zorundadır. Çok net.

Ve de Fenerle kimse başa çıkamaz…

Cihan Mendi

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Süper Lig Puan Durumu

PozTakımOPuan
113
213
213
413
513
513
513
823
911
911
1111
1111
1310
1310
1510
1610
1720
1810

Facebook

Öne Çıkanlar