Bize Ulaşın

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Top Tanrısının İsteği

Mitolojik öyküleri kimler kurguladı bilmesek de, yüzyılın icadı olan “top”u hiç görmediklerini söyleyebiliriz. Eğer görmüş olsalardı, mutlaka bir “top tanrısı” eklemişlerdi öykülerine. Bu akşamki maçlara benzer zamanları yazarken, tanrılar toplantısında canı sıkılan “top tanrısı” nın bazen o esnada yeryüzünde oynanan oyuna müdahale ederek eğlendiğini yazarlardı muhtemelen.

Sahada olan iki takımdan birini tutmayıp maçı izleyenler için, geri dönüş öyküsüyle, beceriksizlik ve sakarlıklar sonucu rakibe aniden verilen net pozisyonlarla, yapılan hatalarla eğlenceli bir akşamdı diyebiliriz. Fenerbahçeliler içinse önceki maçlara oranla az da olsa derli toplu ve iyi oynadıkları, üzerine Benzia’yla iki, Slimani ve Frey’le birer olmak üzere 4 net pozisyon buldukları ilk yarıyı geride kapatmak iç acıtıcıydı. İlk yarının sonunda direkten dönen topla iki farklı mağlup olarak soyunma odasına gitmiyor olmaksa şaşkınlık dolu bir rahatlama.

Saha dizilişini 3-4-1-2 olarak nitelendiren de olacaktır 3-4-3 olarak yazan da. Bizim gördüğümüz iki bekin savunma hattının biraz ilerisinde durduğu, merkezi Jailson ve Eljif’in tuttuğu, Benzia’nın da forvet ikilisinin biraz arkasında oynadığı bir şablondu, illa sayıya dökmek gerekirse 3-2-2-1-2 diyebiliriz. Bu karmaşık gibi görünen diziliş aslında sahayı iyi parselleyen ve oyuncuları mecburen birbirine dengeli bir uzaklıkta olmak zorunda tutan bir çözüm. Bu sayede hızlı top çevirme imkanı buldular, hatta beklerini de tehlikeli bölgelerde topla buluşturdular. Belçikalılar çok nadir olarak beklerin arkasındaki bölgeyi etkili kullanabildiği için, Cocu Hocanın sistemin ve ve sisteme ait parçalarının bireysel defoları tam test edilmedi. Onların pas kalitesi de yerlerde gezdi tüm maç boyunca.

Rakibin onca beceriksizliğe rağmen iki gol atması, bir gol de Fenerbahçe’ye hediye etmesi tamamen Messi’yi yeryüzüne bağışlayan(!) “top tanrısı” nın azizliği diyebilirdik, eğer mitoloji dünyasında yaşasaydık. Üstelik böylelikle, ikinci golden önce Marcelo ve Messi’nin ruhlarını Hasan Ali’nin bedeninde sentezleyen tanrıyı açıklamak daha kolay olurdu. Şimdi Anderlecht savunmasının kırılgan ve şeffaf olduğu gerçeğiyle baş başayız. Beraberlik geldikten sonra moral avantajını ele geçirmişken nakavt edecek vuruşu da yapsa, zihinsel olarak daha çabuk bir toparlanma yaşardı çubuklular.

Yine de bahsetmeye değer iyi noktalar var sarı lacivertlilerde. Mesela Jailson ve Benzia oldukça etkili oynadılar. Santraforlarını kullanarak derin toplarla pas istasyonu oluşturdular ve bu noktalardan beklerini beslediler. Pas ve orta kalitesi biraz iyi olsa erkenden öne geçebilirlerdi. Belki bir dahaki sefere o da olur yoluna birlik ve beraberlik(!) içinde devam eden takım için. Ama bu akşam, tanrıların bahşettiği bir puanla idare edecekler. …yine… kabul edelim, Khalkedon halkı için bu aralar pek cömert değiller…

Akıllardaki soru hiç kaybolmuyor tabi; Fenerbahçe dünyasındaki kötü gidiş için tanrılar bir kurban istiyorlar mı? Yoksa orta dünya kralının buyruğunda belirttiği gibi, yalnız kendisinin bildiği o güne kadar tanrılara kurban verilmeyecek mi? Hayatı, Sarı-Lacivert yaşayanların dilindeyse trajikomik bir söz dizisi var şu sıralar; “Kötü günler geride kaldı, artık daha kötü günler bizi bekliyor!”

Emre Cilvez

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Neşeli Günler

Başlığı okuyunca kulağınızda hemen rahmetli Melih Kibar’ın unutulmaz melodisi çınlamaya başlasa da, hayır… Hepimizin sevgilisi, tekrar tekrar seyretmekten keyif aldığımız o filmden örnek vermeyeceğim. Başka bir zaman dalarız o konuya. Sadece aynı kelimelerle 4.5 yıldır bugünün gelmesini umutla, sabırla, kimi zaman vakur, kimi zaman isyankar tavırla, bazen bağırarak, bazen içine atarak, bazen öfkeli, bazen bezgin, ama nihayetinde kararlılıkla bekleyen çubuklu sevdalılarının bugünlerini anlatmak için seçmiştim. Ne diyelim, inşallah devamı da aynı şekilde neşeli olur.

Neredeyse Cocu Hoca gittiğinden beri “futbol programı” kisvesi altında yapılan kahvehane sohbetlerinde Fenerbahçe’nin yeni hocasının kim olması gerektiği konusunda yeterince racon kesildiğinden dolayı bu süreci geçelim. Ben bile yazmaktan sıkılıyorsam sizin sayfayı kapatmanız da uzun sürmez. Ancak şunu ekleyebilirim bu temcit pilavına. Çok umut bağlanan ama icraat olarak tarihin en kötüsü olma onurunu şimdilik elinde tutan bu yönetimin, bilerek, isteyerek, tercih ederek değil, olası teknik direktör seçimi konusundaki hatada taraftarın tepkisinden bir kaçış hamlesi olarak değerlendiriyorum. Yani takımı mevcut konumundan kurtarmak isterken bir yandan da kendilerini kurtarmak istediler. Bir çeşit kazan-kazan durumu. Hiç sevmedim bu politik konuları, ama hiç de bu politikalarla alınan kararların sonuçlarını yaşamaktan kaçamadım. Neyse…

Yazının asıl konusuna dönelim. Ersun Hoca’yı neler bekliyor? Biraz da ileride özeleştiri yapabilmek için bir yere not düşelim diye yazıyorum. Evet, takımın özgüvenini arttırması gerekiyor; evet, takım içindeki kopuşları ortadan kaldırması lazım ve evet, başarısızlığın gerekçesi olarak sunulan ve kadro dışı bırakılan isimleri takıma kazandırmakla başlayabilir. Ben daha çok oyun planı ve saha dizilişi üzerinde durmak istiyorum.

Ersun Hoca direkt oyunu tercih ediyor. Kısaca, topla çok oyalanmadan hızlı bir şekilde topu ilerideki oyuncularla buluşturup, takımı ileri taşımak, rakip defans yerleşmeden pozisyon aramak ve orada yapılacak presle baskıyı sürekli kılmak diyebiliriz. Topun tekrar geri alınması mümkün olmadığında sert olmayan faullerle takım savunmasının yerleşmesine imkân vermek de stratejisinin bir parçası oluyor. Ankaragücü zamanında da, Denizli’deyken de, Gençlerbirliği’yle şampiyonluk yolunda giderken de böyleydi, Nisan’da şampiyonluğu Khalkedon topraklarına getirirken de…

Peki, mevcut kadroyla aynısını yapabilmek mümkün mü? Öncelikle bu oyun planı hızlı ve oyun sürekliliği olan orta saha ve hücum oyuncularıyla gerçeğe dönebilir. Mesela, Meireles. Kaptırılan topları almakta iyi bir kesici ve alınan topları kullanmakta vasat üstü bir orta saha. Ayrıca şut tehdidi var. Mesela Kuyt. Çok hızlı diyemezsiniz ama oyun sürekliliği açısından referans gösterilebilecek bir çizgi. Mesela, Gökhan Gönül. Önü açılınca daha da etkili olan, sürekli ileri geri giderek çizgiyi çok etkili kullanabilen modern bir sağ bek. Hatta Emenike, zihinsel açıdan felaket bir seviyede ama koşmaya başlayınca tank gibi değil miydi?

Şimdi gelelim mevcut kadronun durumuna. Yukarıda bahsettiğimiz hızlı oyuna müsait bir oyuncu yapısı yok sarı-lacivertlilerin. Eğer yine hücum bölgesinde oyun oynamak istiyorlarsa, blokların arasını hiç açmadan oynamak zorunda, çünkü ne kenar adamları ne de hâlihazırda oynayan orta saha grubu bu tempolu oyunu kaldırabilecek vücut hareketliliğine sahip değil. Bu da demektir ki oyun oturana kadar kalesinde gol görme ihtimali mevcut durumdan daha yüksek olacak Fenerbahçe için.

Durum çok mu kötü? İyi sayılmaz, ama felaket değil. Öncelikle elinde bir Emre Belözoğlu yok, ama Jailson var. Emre kadar adam eksiltmese de, tokat atmadığı zamanlarda(!) daha devamlılığı olacak bir isim; hem güç, hem hız olarak. Açıkçası Ozan Tufan’ı affedeceğini düşünüyorum, çünkü Serkan Balcı ya da Meireles rolü oynayabilecek tek alternatif o gözüküyor. Ama Ersun Hoca tutmayacağına inanırsa ya da antrenmanlarda görürse, ilk transferlerinden birini o bölgeye yapacaktır. Ancak ilk transferi kesinlikle Skrtel’in yanına hamleli diyebileceğimiz bir stoperle yapacağını düşünüyorum. Ön alan presini aşan rakibin orta çizginin hemen gerisinde durdurulabilmesi için Roman gibi geriye kaçan değil, topa hamle yapan Skrtel’i tamamlayacak bir isim çok önemli ve kadroda alternatifi yok. Keza sağ çizgi boyunca Şener ve Isla’dan daha hızlı ve güçlü olan Dirar’ın da takıma geri kazandırılması imkansız değil. Ya da sol çizgiyi görece daha hızlı kullanan bir sol bek de takıma kazandırılabilir ama bunlar daha çok haziran ayı hamleleri, şu an öncelikli olan bir stoper, hızlı bir 6 numara (eğer Ozan ben oynamak istemiyorum derse) ve bir sol/sağ açık… İlk birkaç maç için Ekici, Aatıf, Alper hatta Eljif denenebilir ama bu bölgeye de bir isim aranması çok büyük ihtimal. Sanılanın aksine Slimani’nin kalmasına itiraz edeceğini düşünmüyorum, bilakis kalmasını isteyecektir, çünkü fiziğine oranla gerçekten hızlı, güçlü ve presi kaldırabilecek bir santrafor.

Transferdeki önceliği belirleyecek nokta kulübün maddi şartları olsa da devre arasında 2 veya 3 transfer kaçınılmaz görünüyor. Kısaca, hocanın sahip olduğu kadro kafasındaki oyunu sahaya dökmeye yatkın bir kadro değil. Devre arası takviyesiyle birlikte Haziran ayına kadar bir geçiş ya da hibrid oyun şablonu oluşturmak zorunda. İlk defa kendi oluşturmadığı bir oyuncu grubunun başına geçiyor. Kendi bilgisini ve limitlerini de test etmiş olacak. Eğer biraz da şansla 2 maçta 6 puanla kapatmayı başarırsa, puan tablosunun yukarısını, oyuncularına daha hızlı hedef gösterebilir.

Takımı bu noktada iyi bir oyuna ikna etmek ilk iş olarak ele alacak Ersun Hoca, motivasyonu maç maç ilerleyerek sağlayacaktır. Eğer başarabilirse iyi oyunla birlikte sahada olmak isteyen, oyuna katkı sağlamaya istekli ve bu oyunun parçası olmaya can atan futbolcu sayısındaki artış, mutlaka kaliteyi de sahaya yansıtacaktır. Elbette asıl etkisi haziranda kafasındaki kadroyu şekillendirirken olacak ama ilk tuğlaların bugünden yerleşmesi ilk ilmeklerin hemen yarın şişe geçirilmesi gerek.

Çoğu çubuklu sevdalısı bugünleri çok bekledi. Eminiz Ersun Hoca da… Yönetimin ne hissettiği ya da ne düşündüğü açıkçası şu an kimseyi ilgilendirmiyor. Lobisi olmadan, medyadaki arkadaşları tarafından adı zikredilmeden, zorla adı tribünlerde çığırtılmadan tamamen taraftarın yarattığı dip dalgasının bir sonucudur Fenerbahçe Futbol Takımı’nın başında olması. Obradoviç neyse, Ersun Yanal odur taraftar için. İlk birkaç hafta olası başarısız sonuç, taraftar nezdinde ona yazmaz, boşuna avuç ovuşturarak beklemeyin. 4.5 sene bu anı düşleyenler, akbabalara teslim etmez kalbinde çubuklu yatan hocasını. Bugünler onların neşeli günleri… İlelebet sürmesini bekledikleri…

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Restart

Yani, yeniden başlat… Tüm Fenerbahçelilerin aklından geçen, ellerinde sihirli bir değnek olsa karabasan gibi geçen bu sezon için yapmak isteyecekleri yegane şey. Ne yazık ki bu bir bilgisayar oyunu değil, yeniden başlatamıyorsunuz, hile kullanamıyorsunuz ya da oyunu kapatıp başka bir oyuna geçemiyorsunuz. Hayatın ta kendisi… İçinde olması son 4 aydır keyifli ya da eğlenceli olmasa da tamamen gerçek. Aynı zamanda da, bu kabus günleri geçirecek gerçek çözümler bekliyor.

Tribünlerde asılı duran, benim de çok sevdiğim bir söz var; ‘Sevgi, eylem gerektirir!” diye. Taraftarların yeni başkanlarından beklediği buydu bir süredir. Son şampiyonluğu Kadıköy’e nisanda getiren kişiye duydukları sevgi sebebiyle, hem sosyal medyada hem de gerçek dünyada eylemlerini yaptılar ama karşılık bulmadı. Şimdi haklı çıkmanın üzüntüsüyle bir haftayı daha geçirmek zorundalar. Değil sezon arasını yarını bekleyecek sabrı kalmadı sarı lacivertlilerin.

Gerçekçi değil belki… Yine de kafasında; “Ben olsam Fenerbahçe’nin başında, 14 maçta 14 puan yine toplardık!”, diye düşünmeyen taraftar ya futbolu sevmiyordur ya Fenerbahçe’yi. Bir başka açıdan bakarsak, rakip kaleye atılan 20 şutla maçı kazanamıyorsanız, ya top sevmiyordur sizi ya tanrı.

Fenerbahçe son yıllardaki en düşük kanat etkinliğiyle oynuyor haftalardır. Sahip olunan oyuncu profili bu durumu iyileştirmeye yardımcı olmuyor. Üzerine geniş alanda oynamaya müsait olmayan sahadaki kadroyla birleşince yine tatsız bir İstanbul akşamını geride bıraktı çubuklular. Kasımpaşa’nın stoperlere baskı kuran oyunu, fazla şans tanımadı Fenerbahçe’ye. Rakibini pasla ya da fizik gücüyle kendi sahasına doğru itemedi sarı lacivertliler. Oyunu rakip sahada oynamayı başaramayınca da, hızlı oyunculara sahip olmadığından, geniş alanda oyun hakimiyetini kaybetme defosu daha fazla ortaya çıkıyor çubukluların. Bu durumu düzeltecek saha içi önlem almamasına rağmen, rakip bekten Slimani’de olmayan bitiricilikle gelen ikramla devre arasına önde girmeyi başardılar.

Şaşırtıcı olansa, beklenenin aksine kötü başladığı ikinci yarıda Kasımpaşa’nın golü bulmasıydı. Daha akıllıca kontra atak setleri oynayabilseler, Kadıköy’den, rakip taraftarlardan gelen alkışlarla ayrılırlardı. Biraz beceriksizlik, biraz da yorgunluk engel oldu ama takdirleri kazanmaya devam ettikleri bir gerçek

Artık kabul etmemiz gerek ki Erwin Hoca takımını yaşatmayı başardı ama iyileştirme konusunda etkisiz kalıyor. Delici kanat bindirmeleri ya da orta sahada seri pas noktaları oluşturmada sınıfı geçtikleri söylenemez. Valbuena ve Ekici’den gelecek bireysel gösteri ya da performansa endeksli olarak hücum girişimleri oluyor. Alan kaymaları o kadar başarısız ki, göstermelik gelen ön alan baskısını kıran her takım özellikle Jailson da olmadığında bomboş kalan orta sahayı fethederek oyuna hemen hükmediyor. Akın sürekliliği sağlanamadığından sürekli bir ileri-geri koşma hali ortaya çıkıyor. Valbuena Ayew Slimanı gibi isimler bu koş koş oyunda fizik yapıları uygun olmadığından etkili olamıyor. Bu bir kısır döngü haline geldi. Ne yazık ki bu oyuncu grubuyla bulunabilecek çözüm fazlasıyla riskli bir oyun şablonu barındıracağı için, şimdiye kadar takdir görmedi ama nihayetinde ortaya çıkan tablo alınacak riskten daha vahim oldu.

Belki bir Restart tuşu yok ellerinde ancak bu duruma katlanmak zorunda da değil Fenerbahçeliler. Bir an önce unutmak istedikleri bir sezon yasıyorlar. O kadar kötü bir ruh halindeler ki tek bir isim bile onları biraz gülümsetmeye yeter. Başkanları onları bir kez daha dinlemezse, alınacak her kötü sonuç kendisine yazılmaya başlanacak artık. Belki bu arada Kovolli’le ilgili de tasarruf gelebilir. Hayatın merkezindeki bu kriz, ekonomik krizden daha mühim görülüyor elbet ama tasarrufa da kimse hayır demez !

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Yamalı Ceket

Başlığı okuyup hemen olumsuz bir anlam çıkarmayın diye açıklamakla başlayayım. Erwin Hoca, hem zihin olarak hem de sakatlık ve cezalar dolayısıyla kadro olarak delik deşik olmuş takıma sağlam bir yama yaptı. 3 maçtır zor şartlar altında, tabiri caizse yağmur altında, yamalı da olsa ceket içeri su almadı. An itibariyle Fenerbahçe, bu sezon filminde yardımcı oyuncu rolü biçilen teknik direktöründen, ana karakterden rol çalan performans almaktadır.

Peki Erwin Hoca ne yaptı sahada? Öncelikle Jailson’un yerini, forma olarak Reyes’le doldurma kolayına kaçmadan, biraz da olsa kimin pas verebileceğine bakarak, eldekilerden Isla üzerinde karar kılarak başladı. 4-4-2 diye yazsak da Valbuena ve Ayew’in daha ileride olduğu bir dizilişi tercih etti. Valbuena için salt bir sol açık oynadı demek hata olur, daha çok “Hocam sen şöyle bir oyna da, biz sana göre pozisyon kaymalarını yapalım.” göreviyle sahadaydı. Bazen aslında sağ çizgide oynayan Ayew’i ya da ciğeri bitmez Frey’i, sol çizgide görmemizin sebebi, bu yetenekli Fransız’ın oyuna hakimiyet kurma çabasındandı. Takıma etkisini ilk gol öncesindeki oynama inadı gösteriyor bizim bir şey yazmamıza gerek kalmadan. Klasik haline gelen duran top asistini de eklersek, Valbuena ile sorun yaşayan önceki hocaların kulaklarını daha çok çınlatır taraftarlar. E haksız da sayılmazlar, yerine giren İsmail’i izledikten sonra!

Üst üste 3 maçtır, pozisyon bulmak konusunda üzerine koyarak giden Fenerbahçe bu sefer meyvesini daha ilk yarıdan aldı, 2 yüzde yüz gol kaçırmasına rağmen. Ayew’in golü mesela… Hem Galatasaray hem de Anderlecht maçlarında, ters kanattan bindirdiği aynı pozisyonlarda, üstelik vuruş kalitesi daha da iyi olduğu halde atamadığı, bu çalışılmış pozisyonu, bu sefer attı. İkinci yarıdaki kabuğuna çekilme Alanyaspor’un baskısından çok, iki zorlu maçın ardından üçüncü 90 dakikasına çıkan aynı isimlere Erwin Hoca’nın verdiği oyun içi çarşı izninden ibaretti. Kafaların dağıldığı iki pozisyonda da nöbette olan Harun sınır ihlallerinin önüne geçti.

Forma numaraları #heforshe için pembeye dönse de, her şey böyleydi diyemeyiz sarı-lacivertliler için. Özellikle bazı oyuncular, hadi isim verelim İsmail ve Topal, oyun oynamak isteyen takımların yokluğunu çok da aramayacağı isimler. Pek çok çubuklu sevdalısı sağlık ekibine teessüflerini gönderiyordur neden hazır hale getirdiniz bu isimleri diye. Bu durum onların suçu değil elbette, kendilerini zorla işe aldırmadılar. Ama akılların alamadığı soru şu, nasıl bir yeteneksizlik içindeyiz ki, Şener sakatlandıktan sonra Isla asıl mevkiine geçerken, orta sahaya girecek isim olarak İsmail öne çıkıyor? Ve daha girer girmez müthiş bir öngörüsüzlükle bu kadar eksiklik içinde kart görmeyi başarıyor? Harcadığı ya da doğru tercih yapamadığı üçüncü pozisyon sonrası, hocasının tepkisini beklemeden seyirci cezasını kesti ve sahada görmek istemediğini belirtti. Kendisi için üzücü ama futbol için gerek bir adımdı.

Erwin Hoca’yı daha üst tonla eleştirmeden önce elindekilerin farkında olmamız gerek. An itibariyle fazla seçeneği yok ve yamadığı ceketle gösterdi ki bu kışı kesin çıkarır. Özellikle taraftarın ateşini de hesaba kattığınızda kış iyiden iyiye ılık hissettirir ona. Belki de Khalkedon topraklarına bu bahar erken gelir, kim bilir…

Emre Cilvez

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Fenerbahçe — Trabzonspor

Fenerbahçe Ülker Stadyumu
Spor Toto Süper Lig

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PozTakımOPuan
12962
22959
32956
42952
52941
62941
72938
82938
92938
102937
112936
122936
132935
142933
152929
162928
172927
182924

Facebook

Öne Çıkanlar