Bize Ulaşın

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Flashback

Bu dersten kalmaz diyebiliriz Anderlecht karşısındaki Fenerbahçe için. Yeterince iyi hazırlanmayan bir öğrencinin, yazıp silmekten neredeyse yırtılmak üzere sınav kağıdının üzerindeki geçer notu aldı sarı lacivertliler. Taraftarların yüzünde de o geçer notu alan haylaz öğrencinin gururlu gülümsemesi. Ders biraz kolay olsa da bu da bir ilerleme çokça zamandır zayıf getiren öğrenci için.

Erwin Hoca, Benzia’sız bir halde, yetenek ortalaması daha da gerileyen bir takıma Frey’i ekleyerek, oyun görüşünü arttıramadı belki ama koşu sürekliliğini eklediği kesin. Hafta sonu yaptığı gibi rakip stoperleri biraz rahat bırakarak başlasa da bu defa 45 dakika bu planda ısrar etmedi. Maç öncesinde, Anderlecht çıkarken çok top kaybediyor diyen futbol gurularının koltuklarını kabartacak kadar altını çizdi rakibinin defosunun. Kanatları etkili kullanma “iyi” niyetiyle çabaladı çubuklular ama yetenek ortalaması gerçeğiyle yüzleştiler. Yine de merkezden kısa paslarla çizgiye basan oyuncularını kullanarak az sayılmayacak pozisyona girdiler. Uzun yıllardır net bir bitiricisi olmayan takım ilk yarı bildiğinden yine şaşmadı ve devre berabere tamamlandı.

Gruptaki sıralamada maçı kazanmak zorunda olan deplasman ekibi olsa da, zihnen bu mecburiyete sahip takım Fenerbahçeydi. Kendi sahasına hapsolduğunu düşündüğümüz dakikalarda ise sahanın en yeteneklisi bu sefer bana bırakın diyerek, aslında 2 asist yazmamız gereken ama kayıtlara bir gol ve bir asist geçecek performansla hem 3 puanı hem de muhtemelen ikinci turu takımına getirdi. Futbolun maraton koşan atletlerle oynanmayacağını anlatmaya çalışan bir hocaya kavuşmuş olabilir mi yüreği yere yakın ancak gözü yükseklerde olan Fransız gurbetçi? Alanya maçında sahadaki tek silahı olabilir Fenerbahçe’nin, derbiden sonra yağan cezaların ardından. Erwin Hoca bu sınavı da geçerse bileğinin hakkıyla koltukta oturmaya devam edecektir. Kadıköy tribünlerinden haftalardır yükselen hoca davetini de şimdilik ertelemeyi başarır.

Maçın son 5 dakikası bana 4 sene öncesini hatırlattı. Ne zamandır yolunuzun düşmediği bir yere tekrar gittiğinizde, o çok sevdiğiniz köfteciye gidersiniz ya hani… Ya da koca bir senenin ardından bayram ziyaretinde uğradığınız memleketteki o kahveye girersiniz… Baharın ilk can eriğini dolu dolu tuza banarsınız ya hani .. İşte maç sonundaki o sarı-lacivert-şampiyon-Fener tezahüratının bendeki etkisi böyleydi. Psikolojideki karşılığını bilmiyorum, ya da bu sefer o çok bilmiş Google Dayı’ya soracak değilim. Halk dilinde “amma da özlemişim” diye açıklayabilirim. Eeee… Pazar Yoğurtçu’ya kimler geliyor?

Emre Cilvez

Okumaya devam et
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş

Cevap bırakın

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Yamalı Ceket

Başlığı okuyup hemen olumsuz bir anlam çıkarmayın diye açıklamakla başlayayım. Erwin Hoca, hem zihin olarak hem de sakatlık ve cezalar dolayısıyla kadro olarak delik deşik olmuş takıma sağlam bir yama yaptı. 3 maçtır zor şartlar altında, tabiri caizse yağmur altında, yamalı da olsa ceket içeri su almadı. An itibariyle Fenerbahçe, bu sezon filminde yardımcı oyuncu rolü biçilen teknik direktöründen, ana karakterden rol çalan performans almaktadır.

Peki Erwin Hoca ne yaptı sahada? Öncelikle Jailson’un yerini, forma olarak Reyes’le doldurma kolayına kaçmadan, biraz da olsa kimin pas verebileceğine bakarak, eldekilerden Isla üzerinde karar kılarak başladı. 4-4-2 diye yazsak da Valbuena ve Ayew’in daha ileride olduğu bir dizilişi tercih etti. Valbuena için salt bir sol açık oynadı demek hata olur, daha çok “Hocam sen şöyle bir oyna da, biz sana göre pozisyon kaymalarını yapalım.” göreviyle sahadaydı. Bazen aslında sağ çizgide oynayan Ayew’i ya da ciğeri bitmez Frey’i, sol çizgide görmemizin sebebi, bu yetenekli Fransız’ın oyuna hakimiyet kurma çabasındandı. Takıma etkisini ilk gol öncesindeki oynama inadı gösteriyor bizim bir şey yazmamıza gerek kalmadan. Klasik haline gelen duran top asistini de eklersek, Valbuena ile sorun yaşayan önceki hocaların kulaklarını daha çok çınlatır taraftarlar. E haksız da sayılmazlar, yerine giren İsmail’i izledikten sonra!

Üst üste 3 maçtır, pozisyon bulmak konusunda üzerine koyarak giden Fenerbahçe bu sefer meyvesini daha ilk yarıdan aldı, 2 yüzde yüz gol kaçırmasına rağmen. Ayew’in golü mesela… Hem Galatasaray hem de Anderlecht maçlarında, ters kanattan bindirdiği aynı pozisyonlarda, üstelik vuruş kalitesi daha da iyi olduğu halde atamadığı, bu çalışılmış pozisyonu, bu sefer attı. İkinci yarıdaki kabuğuna çekilme Alanyaspor’un baskısından çok, iki zorlu maçın ardından üçüncü 90 dakikasına çıkan aynı isimlere Erwin Hoca’nın verdiği oyun içi çarşı izninden ibaretti. Kafaların dağıldığı iki pozisyonda da nöbette olan Harun sınır ihlallerinin önüne geçti.

Forma numaraları #heforshe için pembeye dönse de, her şey böyleydi diyemeyiz sarı-lacivertliler için. Özellikle bazı oyuncular, hadi isim verelim İsmail ve Topal, oyun oynamak isteyen takımların yokluğunu çok da aramayacağı isimler. Pek çok çubuklu sevdalısı sağlık ekibine teessüflerini gönderiyordur neden hazır hale getirdiniz bu isimleri diye. Bu durum onların suçu değil elbette, kendilerini zorla işe aldırmadılar. Ama akılların alamadığı soru şu, nasıl bir yeteneksizlik içindeyiz ki, Şener sakatlandıktan sonra Isla asıl mevkiine geçerken, orta sahaya girecek isim olarak İsmail öne çıkıyor? Ve daha girer girmez müthiş bir öngörüsüzlükle bu kadar eksiklik içinde kart görmeyi başarıyor? Harcadığı ya da doğru tercih yapamadığı üçüncü pozisyon sonrası, hocasının tepkisini beklemeden seyirci cezasını kesti ve sahada görmek istemediğini belirtti. Kendisi için üzücü ama futbol için gerek bir adımdı.

Erwin Hoca’yı daha üst tonla eleştirmeden önce elindekilerin farkında olmamız gerek. An itibariyle fazla seçeneği yok ve yamadığı ceketle gösterdi ki bu kışı kesin çıkarır. Özellikle taraftarın ateşini de hesaba kattığınızda kış iyiden iyiye ılık hissettirir ona. Belki de Khalkedon topraklarına bu bahar erken gelir, kim bilir…

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Bear Grylls

Benim gibi takipçileri var bu adamın. Eğer izlemediyseniz, kendisi bir hayatta kalma uzmanı; dünyanın çeşitli bölgelerinde, sahip olduğu bilgi, tecrübe ve öngörüyle, elbette reality show sosuyla harmanlayıp seyirlik bir mücadele veriyor. Son zamanlarda yanına ünlü kişileri alıp onları da zorlayarak, önlerindeki hedefe ulaştırmaya çalışıyor. İşte Cocu Hocadan kalan çöküntü zihinlerle birlikte Erwin Hocadan beklenen koskoca bir camiayı hayatta tutmasıydı. Çölün ortasında antrikot aramaktansa Bear Grylls misali doğada bulduklarıyla besledi takımını ve bu hafta ayakta tutmayı başardı.

Maç öncesi sarı-lacivert kadroyu gören gözler, ilk yarıdaki oyunun bu kadar kendi kabuğunda ve edilgen görmeyi aslında beklemiyordu. Rakip alana kaymış bir pas oyunu gösterisine hazırlanırken, sarı kırmızılı stoperlere basmadan, orta sahayla kendi kalesi arasında alan daraltmayı düstur edinmiş bir plan izledik. İşin doğrusu, duran toplar hariç savunma tarafı çalıştı bu kurgunun. Galatasaray topa hep hakim olsa da açık alan oyununa yatkın etkili silahları dar alanda devreye giremediğinden, topa hükmetmenin karşılığını tam alamadan, bir farklı skor avantajıyla ilk yarıyı kapattı. Sarı-Lacivert tarafta ise, atak oyuncularının ortalama hızı düşük olduğundan Galatasaray savunması yürüyerek bile açıklarını kapatabildi.

Derbilerin izleyenler için en keyifli yanı belirsizliğidir. Her an herşey olabilir beklentisi genellikle yetenekli oyuncular üzerinden yapılır, ama ikinci yarıya damga vuran adamların Linnes, Isla ve Jailson olması, muhtemelen Olympos’taki yönetim kurulu toplantısında canı sıkılan Top tanrısının eğlence anlayışından bir parçaydı. Gaza gelmiş, sahadaki futbola taparcasına “oley” çeken taraftarlara yanlış adrese tapıyorsunuz ben buradayım mesajını iletti. Bear Grylls’in sahadaki oyuncu yapısına uygun şekilde oyun merkezini öne çekmesi de etkili oldu tabi ki(!) Özellikle Eljif ve Skrtel ile kaçan iki fırsat gol olsa, mitolojik hikayelere ya da Ivan Drago’ya önce kaybedip sonra Rusya’da efsanevi bir galibiyet alan Rocky’e selam çakan bir futbol öyküsüne tanıklık edecektik. Onu da bugünün 2 kasım olmasına bağlayalım, 6’sı değil.

Bear Grylls rolündeki Erwin Hocayla kaç bölüm daha çeker FBTV’nin sahipleri, anlaşma ne kadarlık süreyi kapsıyor bilemiyoruz. Oyuncu tercihlerini tartışanlar olacaktır ama kendisi, beraberindeki herkesi bir sonraki aşamaya taşımıştır. Eğer kalırsa, beraberindekileri evinde ağırlayacağı bir sonraki maceradan itibaren, onları kertenkele ya da ağaç kökü yedirerek hayatta tutması çok da takdir görmeyecektir. Mükellef bir sofraya doğru adımların atılacağı “yemekteyiz” eleştirileri fazla uzakta değil. Son bir anekdot da Toki Arena’yı dolduranlara gelsin, hepimizin olmak istediği İslam Çupi’nin kaleminden; ‘Fenerbahçe yenilmez, bu formayla dalga geçilmez.

Bu noktada yazıyı bitirebilmeyi çok isterdim. Yo, hayır… maç sonundaki rezalete girmeyeceğim. Dünya derbisi için artık sıradanlaşan bir durum oldu. Ama kaybettiğimiz genç kardeşimiz… İşte onun üzerine kelam edilmiyor, rahmet dilemekten başka. Fenerbahçe futbol takımı belki bu hafta ayakta kaldı ama Sarı-Lacivert camia bir ferdini hem de çok genç yaşta kaybetti. Nur içinde yat Koray Şener kardeşim, çubuklun arkadaşlarına emanet.

Emre Cilvez

Okumaya devam et

Emre Cilvez

Emre Cilvez – Top Tanrısının İsteği

Mitolojik öyküleri kimler kurguladı bilmesek de, yüzyılın icadı olan “top”u hiç görmediklerini söyleyebiliriz. Eğer görmüş olsalardı, mutlaka bir “top tanrısı” eklemişlerdi öykülerine. Bu akşamki maçlara benzer zamanları yazarken, tanrılar toplantısında canı sıkılan “top tanrısı” nın bazen o esnada yeryüzünde oynanan oyuna müdahale ederek eğlendiğini yazarlardı muhtemelen.

Sahada olan iki takımdan birini tutmayıp maçı izleyenler için, geri dönüş öyküsüyle, beceriksizlik ve sakarlıklar sonucu rakibe aniden verilen net pozisyonlarla, yapılan hatalarla eğlenceli bir akşamdı diyebiliriz. Fenerbahçeliler içinse önceki maçlara oranla az da olsa derli toplu ve iyi oynadıkları, üzerine Benzia’yla iki, Slimani ve Frey’le birer olmak üzere 4 net pozisyon buldukları ilk yarıyı geride kapatmak iç acıtıcıydı. İlk yarının sonunda direkten dönen topla iki farklı mağlup olarak soyunma odasına gitmiyor olmaksa şaşkınlık dolu bir rahatlama.

Saha dizilişini 3-4-1-2 olarak nitelendiren de olacaktır 3-4-3 olarak yazan da. Bizim gördüğümüz iki bekin savunma hattının biraz ilerisinde durduğu, merkezi Jailson ve Eljif’in tuttuğu, Benzia’nın da forvet ikilisinin biraz arkasında oynadığı bir şablondu, illa sayıya dökmek gerekirse 3-2-2-1-2 diyebiliriz. Bu karmaşık gibi görünen diziliş aslında sahayı iyi parselleyen ve oyuncuları mecburen birbirine dengeli bir uzaklıkta olmak zorunda tutan bir çözüm. Bu sayede hızlı top çevirme imkanı buldular, hatta beklerini de tehlikeli bölgelerde topla buluşturdular. Belçikalılar çok nadir olarak beklerin arkasındaki bölgeyi etkili kullanabildiği için, Cocu Hocanın sistemin ve ve sisteme ait parçalarının bireysel defoları tam test edilmedi. Onların pas kalitesi de yerlerde gezdi tüm maç boyunca.

Rakibin onca beceriksizliğe rağmen iki gol atması, bir gol de Fenerbahçe’ye hediye etmesi tamamen Messi’yi yeryüzüne bağışlayan(!) “top tanrısı” nın azizliği diyebilirdik, eğer mitoloji dünyasında yaşasaydık. Üstelik böylelikle, ikinci golden önce Marcelo ve Messi’nin ruhlarını Hasan Ali’nin bedeninde sentezleyen tanrıyı açıklamak daha kolay olurdu. Şimdi Anderlecht savunmasının kırılgan ve şeffaf olduğu gerçeğiyle baş başayız. Beraberlik geldikten sonra moral avantajını ele geçirmişken nakavt edecek vuruşu da yapsa, zihinsel olarak daha çabuk bir toparlanma yaşardı çubuklular.

Yine de bahsetmeye değer iyi noktalar var sarı lacivertlilerde. Mesela Jailson ve Benzia oldukça etkili oynadılar. Santraforlarını kullanarak derin toplarla pas istasyonu oluşturdular ve bu noktalardan beklerini beslediler. Pas ve orta kalitesi biraz iyi olsa erkenden öne geçebilirlerdi. Belki bir dahaki sefere o da olur yoluna birlik ve beraberlik(!) içinde devam eden takım için. Ama bu akşam, tanrıların bahşettiği bir puanla idare edecekler. …yine… kabul edelim, Khalkedon halkı için bu aralar pek cömert değiller…

Akıllardaki soru hiç kaybolmuyor tabi; Fenerbahçe dünyasındaki kötü gidiş için tanrılar bir kurban istiyorlar mı? Yoksa orta dünya kralının buyruğunda belirttiği gibi, yalnız kendisinin bildiği o güne kadar tanrılara kurban verilmeyecek mi? Hayatı, Sarı-Lacivert yaşayanların dilindeyse trajikomik bir söz dizisi var şu sıralar; “Kötü günler geride kaldı, artık daha kötü günler bizi bekliyor!”

Emre Cilvez

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Trabzonspor vs Fenerbahçe

Şenol Güneş Spor Kompleksi Akyazı Arena
Spor Toto Süper Lig

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PosTakımOPuan
11227
21223
31222
41221
51220
61219
71218
81218
91217
101216
111214
121213
131213
141212
151212
161212
171211
18128

UEFA Avrupa Ligi

D Grubu Puan Durumu

PosTakımOPuan
1412
247
343
441

Facebook

Trending