Bize Ulaşın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Zaruri…

Esasında bu köşede krizleri yazmaktan çok önce vazgeçmiştim. Gönül istiyor ki, her hafta sadece teknik açıdan eleştiri yada övgü yapalım da kazanan hep Fenerbahçe olsun. Ama öyle görünüyor ki, bu ‘geçiş’ dönemleri beraberinde çok fazla kriz ortamı yaratıyor ve bu şekilde doğrular yolunu bulacak.

Şimdi dün sayın Başkanımızın yaptığı açıklamalara gelelim ve bunu genel algıda oluşan sorulara cevaben görüşümüzü katarak yorumlamaya çalışalım.

İnşallah, bu da Fenerbahçe’deki krizlerle ilgili yazacağımız son yazı olsun..

Soru: Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı, bu kadar detayı kamuoyu önünde paylaşmalı mı?
Normal şartlar altında, böyle bir detay ‘kurumsal’ olan hiçbir yapıda tartılmadan, biçimlendirilmeden ve ciddi raporlara dayanmadan elbette verilmez. Zaten Başkan da elinde ciddi deliller ve kendi gördüklerine istinaden çıktı ve eksiksiz bir şekilde özellikle Volkan Demirel’in kadro dışı olayını ve de 3 antrenörün yollanması olayını tüm gerçekliği ile anlattı.

Soru: ‘Yok kardeşim, ne gerek var bu kadar detaya?’ diyenlere,
Ben Ali Koç olsam şunu derdim. ‘Yahu, önce mantıklı ve sade bir açıklama ile yollarımızı ayırdığımızı anlattık, isyan ettiniz. Çıktık kulübün kendi kanalına demeç verdik, yetmez dediniz. O zaman alın size o çok merak ettiğiniz detaylar dedik ve yine iyi niyetle tamamen şeffaf olduk.’ Hatta ben olsam, kısa bir basın açıklaması yapar, sonuna da ‘burası kurumsal bir yapı ise, ben de buranın Yönetim Kurulu ve Başkanıyım. O yüzden bu kurul ve başkan buna karar verdi. Artık kapatalım şu konuyu’ derim, sonunda kim ne derse desin.

Soru: 3 Antrenör konusunda verilen karar doğru mu?
Çok kısaca, zaten ben bir önceki seneye ait bir ekibin teknik direktör değişikliği ile devam etmesini çok özel durumlar olmadığı sürece doğru bulmuyorum. Nedir bu çok özel durumlar? Takım bir önceki sene çok başarılı olmuş, şampiyon olmuş, kupalar almış ama Teknik Direktör gitmek istiyordur (emeklilik vs.) kulüp de aynı ayar bir hoca getirip, aynı sistemi devam ettiriyordur, kabul. Yada Hoca gidiyordur, yerine yardımcısı geliyordur, kabul.
Ancak bir önceki ‘emektar’ ve ‘vefa gösterilmesi gereken’ hocanın talebi ne olursa olsun, Hollanda’dan gelen ve tamamen farklı kültürün adamı birisine hiç tanımadığı bir sistemin antrenörleri ile çalış demek, bana göre çok gereksiz bir vakit kaybı olmuştur. Sezon başında bu isimlere de teşekkür edilip, Cocu’nun kendi ekibini kurmasına izin verilmeli idi.

Gelelim, bu 3 hocanın yaptığı ‘bilgi sızdırma’ konusuna. Evet bunun adı her ne niyetle olursa olsun bilgi sızdırmadır. Siz, hele hele izinsiz bir şekilde hangi niyetle olursa olsun, Fenerbahçe’nin mülkü olan hiçbir bilgiyi kulübün dışına transfer edemezsiniz. İster belgesel çekiyor olun ister üniversitede ders olarak okutun, isterseniz de evinizde arşivleyin; yaptığınız yanlış beyler. Sırf bu tip nedenlerle dünyanın her yerinde hukukun işletildiği pek çok durumun olduğunu özellikle ‘öğretim üyesi’ olan kişilerin bilmesi gerekirdi. Yazık oldu. Hem Fenerbahçe’ye yazık oldu hem de yıllardır birlikte çalıştığınız değerli bir isme az da olsa ‘leke’ sürdürmüş oldunuz. Bu durumda verilen karar ve gerekçesi doğrudur (tabi ki iddianın doğru olduğunu kabul ederek) ve de bu konuda Fenerbahçe camiası artık önüne bakmalıdır.

Soru: bu kadar açıklamaya rağmen, alınan başarısız sonuçlar da Cocu ve Comolli suçsuz mudur?
Zaten başkan da söyledi, biraz sonra yazacağımız ‘kaptan’ Volkan’ın görevini yapmadığı ne kadar aşikarsa, bu durum aslında futbolun patronu Comolli için de geçerli maalesef. Bir taraftan baksak, eğer aylardır süren bu karışıklıkları biliyor ve kulak altı ediyordu ise, sıkıntı büyük; ama bilmiyordu ve o da henüz öğrenmeye başladı ise, sıkıntı daha büyüktür.

Gelelim Cocu’ya. Evet her ne kadar taktik açıdan haftalardır sahada hala kendini bulamamış bir Fenerbahçe izliyor olmamızın, bu bahse konu sorunları ile ‘az’ ilgisi bulunsa da bu kadar cereyanın olduğu yerde en masım adam gerçekten Cocu imiş. Adamcağızın haline bakar mısınız? Geri planda 3 tane tecrübeli isme güveniyor, onların takıma katkı mı yoksa baltalama mı yaptığından emin değil. Sahaya kadro çıkartacak, belki de kim iyi kim değil onu bile bilmiyor. O yüzden Cocu için benim sabır saatim ‘yeniden’ sıfırlandı ve beklemedeyim.

Soru: Bu kapsamda yönetimin aldığı genel kararları nasıl yorumlarsınız?
Tabii ki Başkan’ın ve yönetimin öyle yada böyle verdiği kararlar Fenerbahçe camiasının bundan sonra ‘başı boş’ ve ‘ali kıran, baş kesen’ olmayacağının kanıtıdır. Doğru olan da budur. Ne kongre ne de taraftar hoca için yada 15 yıllık kaleci için oy kullanmadı. Bu karaları ‘sağlıklı’ alabilmesi için Başkana ve yönetimine oy verdi. Bundan sonrasında günah da sevap da onların sorumluluğundadır.

Şahsi olarak, Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’nin en ‘faydalı’ hocası olduğunu ve kariyeri bitene kadar Fenerbahçe ile çalışması gerektiğini düşünen bir adamım. Ancak dünden önce de yazmıştım, dünden beri de yazıyorum; sezon başında bir sistem ile Ersun Hoca ya da benzeri bir ismi getirmeyecekseniz, gidişat ‘yokuş aşağı’ iken getirmenizin de bir anlamı yok. Hem savunduğunuz ‘istikrar’ politikası açısından yok, hem de gelecek teknik direktörü ‘kucağında bomba’ ile karşılamanızın yanlışlığı açısından yok. Bu nedenle artık taraftar olarak da medya olarak da ‘Ersun Yanal’ diye bağırmaktan vazgeçmeliyiz. Kaldı ki, yönetim bu kararı sadece Cocu’nun masumiyeti açısından değil aynı zamanda istikrar ve de kurumsal yapının korunması açısından da vermiş olması en önemli neden.

Sonuç olarak, hoca değişikliği olmaması kararını şimdilik destekliyorum. Neden şimdilik? Çünkü eksik olan şeyin hocanın kabiliyeti olduğunu düşünmüyorum. Hoca, iyi niyetle işini yapmaya çalışıyor. Ama onun yöneticisi konumundaki Comolli, hala eksik besleniyor. Hala bu futbol yönetiminin Türkiye dinamiklerini bilen ve de futbolcular ile yöneticiler ve taraftarlar arasındaki bağı düzgün kuracak bir menajerlik sistemine ihtiyacı olduğu gerçeği benim nazarımda değişmez. Bundan sonraki süreçte en azından yönetim açısından aksaklıklar devam edecekse, bunun sebebi bu kararın alınamamasıdır. İşte belki de ‘değişim’ kararlarının zayıf halkası da Comolli’ nin tek yönetici olduğu düzendir. Bundan sonra bu yapıdaki eksikliği tamamlamak sayın Başkan’a kalacaktır, bu da kendisini yıpratır.

Soru: En son söylenmesi gereken olarak Volkan konusunda ne düşünüyorsunuz?
Kim ne derse desin, Volkan’ı tüm ‘asabiyeti’ tüm ‘hataları’ ve de tüm ‘taraftar’ gözlüğü ile sevdik biz bunca yıl. ‘Bir Volkan’dır Fenerbahçe‘ dedik.

Ancak, nasıl ki taraftarın Başkan ile ‘sululuk’ tavrına girmesini eleştiriyor isem, Fenerbahçe kaptanının da (her kim olursa olsun) Fenerbahçe Başkanı’na saygısızca tavır sergilemesini sonun kadar kınıyorum. Bu konuda açıklama ya da gerekçe ne olursa olsun, Başkan’ın yanındayım ve de kalecisiz bile kalsak kararın uygulanmasından yanayım. Hiçbir nedeni yoksa bile, en büyük Fenerbahçe’linin bir sözü bile bu durumda bize önder olmalı: ‘ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’..

Son olarak, Fenerbahçe içinde hala insanların Volkan vs Ali Koç; Aykut Kocaman vs. Şen ailesi falan gibi tartışmalarına artık son vermesini; taraftarın takımı yuhalayacaksa da maç bittikten sonra yuhalamasını; insanların kenarda ‘görmek istediği hoca gelsin’ takımın yenilgisi için dua ettiği günlerin ‘bir daha açılmamak üzere’ kapanmasını dileyerek, Fenerbahçe’mizin tüm branşlarda bizleri sevinçten ağlatacağı günlerin pek yakında olacağına inancımı sürdürüyorum. Yine en büyük Fenerbahçe’li Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘Zafer, inananlarındır’….

Bol sarı lacivert günler…

Cihan Mendi

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Dik Dur Fenerbahçeli

Geçen hafta..

Sevgili Babaannem Hanife Mendi’yi kaybetmem sebebiyle geçen haftaki yazımı yazamadım. Bu vesile ile kendisine Allah’tan bir kez daha rahmet ve kalanlara uzun ömür diliyorum.,

Cenazemiz nedeniyle sadece özetini izlesem de sanırım geçen haftaki Göztepe maçı için senenin ‘en iyi‘ futbolu desek, yalan söylemiş olmayız.

Gelelim bu haftaya. Ki öncelikle teknik açıya bakıp sonra daha önemli olan konulara girmeye çalışacağım.

Ersun Hoca..

Ta 2000’li yılların başında Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile yıldızı parlamaya başladığından Fenerbahçe’nin hocasının Ersun Hoca olması gerektiğini savunanlardanım. Bu uğurda camiamızın kendi çocuğu Aykut Kocaman ‘ismi’ ile kıyas yapma mecburiyetinde bile bırakıldığım oldu.

Ancak benim için her şeyin ötesinde (yetersiz kadro, hakem hataları, gol atamama vs) ben Ersun hocaya da ‘yeni yıl sonrası’ performansıyla maalesef ‘vasat’ puan vermek durumundayım.

Dün akşam sahada Fenerbahçe adına 4 tane dikine oynayan adam vardı; Jailson,Ayew(özellikle ikinci yarı),Tolgay ve Dirar. Siz 10 kişi kalmanıza rağmen oyuna özellikle ikinci yarıda hakimsiniz, pozisyona giriyorsunuz, net goller kaçırıyorsunuz. Ama sahada dikine oynayan 2 adamı da oyundan alıp yerine ne oynadığını bir türlü anlayamadığım Eljif ve ne yaparsa yapsın koşmaktan öteye gidemeyen Frey’i alıyorsunuz.

Gol yememek için desek, o zaman Topal düşünülemez miydi? Gol atmak için desek o zaman yeni transfer Zatz yada Valbuena düşünülemez miydi?

Tabii ki amacım şiddetli eleştri değil ama bu maç en azından ‘berabere’ bitebilecekken 3 puan bıraktıysak, ben % 25 Ersun Hocaya yazarım.

Ancak bunu yazarken şunu da unutmamak lazım. Geçen yıldan beri, kendisinden patlama beklenen Eljif’in sadece yarım maçta düzgün oynayıp her kendisine güvenen hocayı ‘mahçup’ etmesini; sürekli hırsla çalıştığını gösterip 2 top bile yapamayan Frey’in yetersizliğinin hesabını ve de binbir güçlükle tekrar kaptanlığa dönen Volkan’ın o kadar basit kafa vuruşunu sadece izlemiş olmasını da sormak lazım. Yazık oldu yine Fenerbahçe’ye

Fenerbahçe düşmanlığı..

1990’lı yıllardı, lise yıllarımdı. Ali Şen Fenerbahçe başkanı idi. Yine sahada sürekli hakkımız yeniyor, Fenerbahçe türlü türlü ayak oyunları ile sürekli şampiyonluklar kaybediyordu. Fenerbahçeli olmayan tüm dostlarımın kanısı ortaktı, ‘Ali Şen çok ukala. Kimse onu sevmediği için herkes Fenerbahçe’ye düşman’. Eyvallah ettik.

2000’li yıllarda Aziz Yıldırım başkanımız oldu. Önceleri çok sessiz ve hatta çoğu kişinin deyimiyle ‘ağır başlı’ idi. Sonra yavaş son maçlarda kaçan şampiyonluklar, masa başı oyunları ile yenilen haklar ve de en önemlisi ‘3 Temmuz’ kumpası kuruldu. Hal böyle olunca değil Aziz Yıldırım, Polyanna gelse sinir sistemi felç olurdu ve Aziz Başkan da yumruğunu masaya vurmaya başladı. Ne dedi bu Fenerbahçe düşmanı cenah; ‘Aziz Yıldırım’dan kimse hoşlanmıyor. O yüzden Fenerbahçe’yi kimse sevmiyor’. Eyvallah etmedik, ama artık kimseyle kavga etmeyelim dedik. Zaten Aziz Başkan camia içinde de kalp kırmaya başlamıştı.

Geldik Haziran ayına, Türkiye’nin belki de yıllardır yaşamadığı şekilde bir kongre süreci sonrası ezici çoğunlukla ülkenin en önemli ailelerinden birinin yetiştirdiği önemli bir değeri başkan yaptık. Ali Başkan, daha ilk günden beri ne camia içinde ne de dışında kimseye hiçbir saygısızlık etmedi. Herkes ile iyi geçinmek, centilmen olmak istedi. Ama bugün sadece 2 maç üst üste kazandık diye, üstelik ilk 10’a girme şansımız bile düşük iken birilerinin gene düğmeye basıp ‘eyyam oğlu eyyam’ hakemlerle Fenerbahçe’yi katletmesini bana kimse ‘kişi düşmanlığı’ ile açıklayamaz. Bas baya hepiniz ‘Fenerbahçe düşmanısınız’ ve de yüzyılı aşkın süredir gelen bir kininiz ve de kuyruk acınız var.

Federasyonundan (hatta içindeki Fenerbahçelilerden) rakiplere, gelen giden tüm siyasilerden devletin en üst düzeyine kadar herkes Fenerbahçe’den rahatsız oluyor ve de nefret ediyor. Çünkü Fenerbahçe, 1919’da nasıl İşgal güçlerinin takımını yendiyse, 2010’lu yıllarda ülkeyi bölmek isteyen şerefsiz terör örgütünün yenen takımdır. Ve de siz ey Fenerbahçe düşmanları, bize olan nefretiniz ile aslında bu hain güçlerle nasıl mücadele ettiğinizi (!) gösteriyorsunuz. Tebrikler.

Birlik zamanı…

Ama size inat, biz düşmeyeceğiz. Sportif olarak her türlü zor günü yaşayabiliriz. Her türlü kederli günü yaşayabiliriz. Ama bu ‘ulu çınar’ nasıl yıllar boyu tüm badirelere karşı ‘dimdik’ ayakta durduysa bugün de duracak.

Sahadaki oyuncular, kenardaki hocalar hata da yapabilir, zafer de kazanabilir. Ama esas zaferi getirecek olan Fenerbahçe taraftarının ‘ayakta kaldığı’ günlerdir. 90 dakika omuz omuza sadece ‘Fenerbahçe’ diye bağırdığı günlerdir.

Camiaya…

Bakın önümüzde çok önemli maçlar var. Ama en dikkatli olunması gereken maç bence Konya maçı. ‘Aykut hoca ıslıklanmalı’ diye bir twit bile atılmamışken birileri çıkıp Fenerbahçeliyi Fenerbahçeliye düşürmeye çalışıyor. Yapmayın, üzerinde çubuklu ile oynayan herkes Fenerbahçelidir ve de tribünde onlara vereceğiniz destek önemlidir. Düşünün ki dün akşam ki futbolu Kadıköy’de taraftar baskısıyla oynamış olsaydık, değil 10 kişi, 3 kişi bile alırdık o maçı.

Haftalardır rakiplerin ‘ittirme’ adına sahada bizi katleden Cüneyt Çakır’ından Alper Ulusoy’una; TFF’de ‘Fenerbahçe kontenjanı’ ile koltuğunu koruyan Fenerbahçe düşmanlarına ve de en önemlisi yıllardır mücadele ettiğimiz futboldaki ‘Fetö’ üyelerine inat Fenerbahçe oyuncusu sahada ve de taraftarı tribünde başı dik olmalıdır.

Kederli günler olsa da bazen, seviyoruz seni canı gönülden….

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Etki, Tepki

2 Mehmet ..

Antalya’dan başlayıp tüm Türkiye’de meşhur olan bir lokanta vardır, 7 Mehmet. Ekici ve Topal’ın gol attığı maçta 2 Mehmet yazmadan geçemedim doğrusu.  Allah bize her maç sonrası böyle keyifli şekilde yazılar yazmayı nasip etsin.

Tabii ki Mehmet’ler her ne kadar galibiyet getirse de yaptıkları ‘acemice’ hareketler de maalesef işleri zora soktu. Kaçan penaltı, gereksiz şutlar, verilen yan toplar da yine bu Mehmetlerin eseri. Bunu da kenara not aldık.

Ne yaptık…

Peki ne yaptık da maç kazandık? Süper mi oynadık? HAYIR. Sadece ve sadece haftalardır ilk yarılarda oynanan ‘pozitif’ futbolu 90 dakikaya yayan bir Fenerbahçe vardı. Bu da müthiş bir özgüven verdi hepimize. Öyle ki, Avrupa Şampiyonu olmuş gibi hüngür hüngür ağladık.

Ayrıca golle başlamak devamında her şeyi getirdi. Gol sonrası pozisyonlara girmek,iştahlı olmak, dikine oynamak gibi artıları getirdi. En önemlisi ilk defa ‘gereksiz’ goller yedikten sonra tepki veren bir Fenerbahçe vardı sahada. En azından takımın yarısı inanmıştı kazanmaya. Tabii ki taraftarımız her şeyin üstünde katkı verdi.

Ne yapmadık..

Takım olarak değil belki ama sahada gerçekten o formayı giymeyi haketmeyen futbolcuların olduğunu görmek üzüyor insanı. Neustader mesela. Sen hiçbir şey bilmiyorsan, takımda yaşı 35’e dayanmış ama hala ‘tazı’ misali koşan Isla’yı örnek al. Ayew, bu takımda ne yapıyor da sezon boyu 3 hoca da ısrarla oynatıyor, anlamadım. Anlayan varsa mail atsın. Her ne kadar daha geri mevki tam ona göre sayılsa da Benzia kendini geliştirene kadar korkarım Fenerbahçe daha çok gol yer.

Hocamıza…

Tek bir tavsiye: bu takımın orta sahasında öncelikli olarak Jailson ve Eljif oynar. Kanatlarda ise açık ara Moses ve varsa yeni transfer yoksa Alper oynamalı. Eğer yeni transfer orta sahaya olursa, bence Eljif kanatta banko oynar.

Başkanımıza…

Sevgili Başkanımızı, uzun zamandır ilk defa ‘gururla’ ve ‘stressizce’ kamera karşısında görmek mutluluk verici. Bugüne kadar da yapmak istediklerinin arkasında dursun istedik, bugün de öyle. Merak etmeyin, ‘itler isteyince atlar ölmez’..

Ve hakemlere..

Fenerbahçe, bu maç itibariyle bundan böyle küme düşmemek için canını dişine katacaksa bu, taraftar için; ama kümede kalacaksa bu da ‘Fenerbahçe düşmanı’ Türk hakemlerine inat düşmeyecektir. Çok net..

Son olarak maçın 3 adamı…

1-Isla,2-Sadık,3-Ekici…. Az süre oynadığı için bu hafta alamadım,ama inşallah haftaya bu listeye Moses da girecektir…

Cihan Mendi

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Öz Güven Çıkmazı

İlk Devre..

Kesinlikle özlediğimiz, istediğimiz, izlerken sevinçten ağladığımız Fenerbahçe vardı sahada. Soldado’nun bu takımın ‘yegane’ forveti olduğunu gördük. Ki transfer olmayacaksa başka da bir seçenek bulunmuyor.

Takım halinde öz güvene sahip,başı dik ve ‘ben büyük takımım’ diyen bir Fenerbahçe idi.

 

İkinci Devre..

Anlaşılmaz bir şekilde taraftarına eziyet eden, ne istediğini bilmeyen, öz güvensiz, 2 pas yapamayan, sistem olarak uygulamak zorunda olduğu ‘kontratak’ futbolunu bile beceremeyen bir Fenerbahçe vardı sahada. İzlerken sinirden ağladık. Bir kez daha ‘lanet’ bir Pazartesi akşamını daha yaşattılar maalesef. Daha fazla teknik olarak ne demeli onu da bilmiyorum. İnanın standart eleştiri kelimeleri kifayetsiz kalıyor.

Bu yüzden biraz Bursa maçı analizine ara verip başka konulara girmek istiyorum. Bugünlere nasıl geldik, bir bakalım..

 

Sezon başı olan biten her şey..

Taa geçen yıldan başlayalım. Aziz Yıldırım yönetiminin yanlışlarını eleştirirken de hepimiz ‘artık çim biçicisinden, hocasına her şey değişmeli’ demiyor muyduk? CEVAP: Evet

Peki, 16 bin oy ile yönetime gelmiş bir Başkan ve yönetim ne yaptı? CEVAP: Futbol kadrolarını değiştirdi, ve de (biraz da finansal zaruretten) kadroyu da değiştirdi. YANİ TALEP EDİLEN DEĞİŞİMİ UYGULADI.

Herkesin aklından geçen kısma gelelim. Aykut Hoca’nın yollanma sürecinde manevi ve taktik olarak hata var mı? CEVAP: Evet. Peki, Takımın teknik direktörü de değişmeli miydi? CEVAP: Evet. Peki Aykut Kocaman, daha önce de söylediği gibi ‘yeni seçilecek herhangi bir yönetimi zor da bırakmama’ adına sezon sonunda istifa etmeli miydi? CEVAP: Evet.

Peki bu kadar futbolcu değişimiyle hoca olarak yine Aykut Kocaman kalsaydı bu takım yine de bocalar mıydı ? CEVAP: Evet.

O yüzden sezon başı olup biteni bir artık unutalım. Zira Fenerbahçe’nin kısa vadede çözüme ihtiyacı varsa; bunun için ne Aykut Kocaman, ne de Aziz Yıldırım geri gelmeyecekler. En azından bugün. Elimizde iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışan bir yönetim ve de teknik kadro var. Ve sezon sonuna kadar başka da seçeneğimiz olmayacak. Hele hele futbol dışındaki konulardan açık arayıp bulamayınca olmamış şeylere sarmak gerçekten camianın birliğine zarardan başka bir şey vermez. Kriz severlere yazacak başka bir cümlem yoktur.

 

Gelelim transfer ve hoca seçimlerine..

Comolli denen arkadaşa her şeyi diyebiliriz. Fenerbahçe’nin büyüklüğünü anlamıyor, ruhsuz, idari açıdan düzgün işler yapamıyor olabilir. Ama emin olun kağıt üzerinde yapılan transferler bu ekonomik dar boğaza göre gerçekten ‘tercih edilebilir’ durumda idi. Alınan forvet, İngiliz liginden; kanat oyuncusu, İngiliz liginden; orta sahalar kendilerinde gelecek vadeden isimler miydi? EVET. Ama kimse bu yığının bu kadar ‘ayakta duramaz halde’ olacağını düşünmüyordu.

Bu noktadan sonra Fenerbahçe’nin görev yapan 3 hocasını masaya yatırmak lazım herhalde. Hata yüzdesinin en büyüğünün ‘takımın yetersiz oluşunu’ analiz edemeyen ve de ‘elindeki malzemeyi bir türlü yemeğe çeviremeyen’ Cocu beyefendiye atmaktan başka çaremiz yok.

Bugüne de bakarsak, takım başında 5nci maçına çıkan Ersun Hoca’nın da vadettiği umutları bir türlü 90 dakikaya yayamaması olarak kabul edersek, ikinci yüzde de ondadır, demek lazım.

Nedense, elindeki ‘belirsiz’ yönetim kabiliyeti ve inanılmaz moral bozukluğu ile Koeman’ın yine de aldığı bazı ‘enteresan’ sonuçlar onun hatanın en az payına sahip olduğunun göstergesi.

Tabii gün sonunda en acı reçete hala ‘sportif direktör’ olan Comolli ve O’na bu güveni veren Sayın Başkanımıza yazar mı? Yazıyor maalesef.

 

Ne yapmalı-3 ncü kez

Şu yazıyı yazarken bile belki yönetim ihtiyaç olan 2-3 transferi açıklıyor olabilir. Hatta Comolli görevden bile alınabilir. Ama öncelikle ‘sabır’ Fenerbahçe yönetiminin ilacı; ‘öz güven’ ise futbol yönetiminin dopingi olmalıdır. Başka da seçenek görülmüyor gerçekten.

Bir şekilde ‘normal futbol doğası’ ile bile zor geçmesi ve puan kaybı beklenen Bursa maçını yarı devre top oynayarak 1 puanla geçmiş ve de averajla da olsa son 3 korku tünelinden çıkmış olmak azıcık da olsa bir ‘öz güven’ deposu olmalıdır. Tabii ki takımın futbolunu tüm devreye yayamazsak 3 yanlış bir doğruyu daha götürür.

Ama derseniz ki, ‘o zaman bu takım toparlanıp hak ettiği üst sıralara tırmanır mı?’ Vallahi ne oynarsak oynayalım önümüzdeki 2 iç saha maçını kazanamadığımız sürece herhangi şey demek yanlış olur. Zor bir dönem ama üstüne tabiri caizse ‘kefen giyerek’ gelmiş yönetim ve hoca varsa, bu durumu ancak onların becerisi aşar. Taraftar da en büyük itici güç olur.

 

Gelelim tekrar Bursa maçına..

En başta takımın teknik açıdan iyi ve kötü yaptığı şeyleri özet geçtik. Ama maçın sonunda öyle bir şey oldu ki, eğer o VAR pozisyonu Galatasaray veya Beşiktaş’ın aleyhine çalınmış olsaydı, şu an kimse bu kötü futbolu konuşmuyordu. Başkanlar çıkıp VAR yada YOK falan diyorlardı.

İşte buyurun Fenerbahçe yönetimine taraftar ile tekrar barışabilmek için bir şans. Çıkın yarın yıkın TFF’nin bütün ‘statüko’ düzenini de hepimiz tekrar kazanalım öz güveni ve gücümüzü….

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Fenerbahçe — Atiker Konyaspor

Fenerbahçe Ülker Stadyumu
Spor Toto Süper Lig

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PozTakımOPuan
12145
22139
32239
42234
52133
62133
72131
82129
92129
102225
112125
122125
132125
142224
152224
162123
172118
182218

Facebook

Öne Çıkanlar