Bize Ulaşın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Zaruri…

Esasında bu köşede krizleri yazmaktan çok önce vazgeçmiştim. Gönül istiyor ki, her hafta sadece teknik açıdan eleştiri yada övgü yapalım da kazanan hep Fenerbahçe olsun. Ama öyle görünüyor ki, bu ‘geçiş’ dönemleri beraberinde çok fazla kriz ortamı yaratıyor ve bu şekilde doğrular yolunu bulacak.

Şimdi dün sayın Başkanımızın yaptığı açıklamalara gelelim ve bunu genel algıda oluşan sorulara cevaben görüşümüzü katarak yorumlamaya çalışalım.

İnşallah, bu da Fenerbahçe’deki krizlerle ilgili yazacağımız son yazı olsun..

Soru: Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı, bu kadar detayı kamuoyu önünde paylaşmalı mı?
Normal şartlar altında, böyle bir detay ‘kurumsal’ olan hiçbir yapıda tartılmadan, biçimlendirilmeden ve ciddi raporlara dayanmadan elbette verilmez. Zaten Başkan da elinde ciddi deliller ve kendi gördüklerine istinaden çıktı ve eksiksiz bir şekilde özellikle Volkan Demirel’in kadro dışı olayını ve de 3 antrenörün yollanması olayını tüm gerçekliği ile anlattı.

Soru: ‘Yok kardeşim, ne gerek var bu kadar detaya?’ diyenlere,
Ben Ali Koç olsam şunu derdim. ‘Yahu, önce mantıklı ve sade bir açıklama ile yollarımızı ayırdığımızı anlattık, isyan ettiniz. Çıktık kulübün kendi kanalına demeç verdik, yetmez dediniz. O zaman alın size o çok merak ettiğiniz detaylar dedik ve yine iyi niyetle tamamen şeffaf olduk.’ Hatta ben olsam, kısa bir basın açıklaması yapar, sonuna da ‘burası kurumsal bir yapı ise, ben de buranın Yönetim Kurulu ve Başkanıyım. O yüzden bu kurul ve başkan buna karar verdi. Artık kapatalım şu konuyu’ derim, sonunda kim ne derse desin.

Soru: 3 Antrenör konusunda verilen karar doğru mu?
Çok kısaca, zaten ben bir önceki seneye ait bir ekibin teknik direktör değişikliği ile devam etmesini çok özel durumlar olmadığı sürece doğru bulmuyorum. Nedir bu çok özel durumlar? Takım bir önceki sene çok başarılı olmuş, şampiyon olmuş, kupalar almış ama Teknik Direktör gitmek istiyordur (emeklilik vs.) kulüp de aynı ayar bir hoca getirip, aynı sistemi devam ettiriyordur, kabul. Yada Hoca gidiyordur, yerine yardımcısı geliyordur, kabul.
Ancak bir önceki ‘emektar’ ve ‘vefa gösterilmesi gereken’ hocanın talebi ne olursa olsun, Hollanda’dan gelen ve tamamen farklı kültürün adamı birisine hiç tanımadığı bir sistemin antrenörleri ile çalış demek, bana göre çok gereksiz bir vakit kaybı olmuştur. Sezon başında bu isimlere de teşekkür edilip, Cocu’nun kendi ekibini kurmasına izin verilmeli idi.

Gelelim, bu 3 hocanın yaptığı ‘bilgi sızdırma’ konusuna. Evet bunun adı her ne niyetle olursa olsun bilgi sızdırmadır. Siz, hele hele izinsiz bir şekilde hangi niyetle olursa olsun, Fenerbahçe’nin mülkü olan hiçbir bilgiyi kulübün dışına transfer edemezsiniz. İster belgesel çekiyor olun ister üniversitede ders olarak okutun, isterseniz de evinizde arşivleyin; yaptığınız yanlış beyler. Sırf bu tip nedenlerle dünyanın her yerinde hukukun işletildiği pek çok durumun olduğunu özellikle ‘öğretim üyesi’ olan kişilerin bilmesi gerekirdi. Yazık oldu. Hem Fenerbahçe’ye yazık oldu hem de yıllardır birlikte çalıştığınız değerli bir isme az da olsa ‘leke’ sürdürmüş oldunuz. Bu durumda verilen karar ve gerekçesi doğrudur (tabi ki iddianın doğru olduğunu kabul ederek) ve de bu konuda Fenerbahçe camiası artık önüne bakmalıdır.

Soru: bu kadar açıklamaya rağmen, alınan başarısız sonuçlar da Cocu ve Comolli suçsuz mudur?
Zaten başkan da söyledi, biraz sonra yazacağımız ‘kaptan’ Volkan’ın görevini yapmadığı ne kadar aşikarsa, bu durum aslında futbolun patronu Comolli için de geçerli maalesef. Bir taraftan baksak, eğer aylardır süren bu karışıklıkları biliyor ve kulak altı ediyordu ise, sıkıntı büyük; ama bilmiyordu ve o da henüz öğrenmeye başladı ise, sıkıntı daha büyüktür.

Gelelim Cocu’ya. Evet her ne kadar taktik açıdan haftalardır sahada hala kendini bulamamış bir Fenerbahçe izliyor olmamızın, bu bahse konu sorunları ile ‘az’ ilgisi bulunsa da bu kadar cereyanın olduğu yerde en masım adam gerçekten Cocu imiş. Adamcağızın haline bakar mısınız? Geri planda 3 tane tecrübeli isme güveniyor, onların takıma katkı mı yoksa baltalama mı yaptığından emin değil. Sahaya kadro çıkartacak, belki de kim iyi kim değil onu bile bilmiyor. O yüzden Cocu için benim sabır saatim ‘yeniden’ sıfırlandı ve beklemedeyim.

Soru: Bu kapsamda yönetimin aldığı genel kararları nasıl yorumlarsınız?
Tabii ki Başkan’ın ve yönetimin öyle yada böyle verdiği kararlar Fenerbahçe camiasının bundan sonra ‘başı boş’ ve ‘ali kıran, baş kesen’ olmayacağının kanıtıdır. Doğru olan da budur. Ne kongre ne de taraftar hoca için yada 15 yıllık kaleci için oy kullanmadı. Bu karaları ‘sağlıklı’ alabilmesi için Başkana ve yönetimine oy verdi. Bundan sonrasında günah da sevap da onların sorumluluğundadır.

Şahsi olarak, Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’nin en ‘faydalı’ hocası olduğunu ve kariyeri bitene kadar Fenerbahçe ile çalışması gerektiğini düşünen bir adamım. Ancak dünden önce de yazmıştım, dünden beri de yazıyorum; sezon başında bir sistem ile Ersun Hoca ya da benzeri bir ismi getirmeyecekseniz, gidişat ‘yokuş aşağı’ iken getirmenizin de bir anlamı yok. Hem savunduğunuz ‘istikrar’ politikası açısından yok, hem de gelecek teknik direktörü ‘kucağında bomba’ ile karşılamanızın yanlışlığı açısından yok. Bu nedenle artık taraftar olarak da medya olarak da ‘Ersun Yanal’ diye bağırmaktan vazgeçmeliyiz. Kaldı ki, yönetim bu kararı sadece Cocu’nun masumiyeti açısından değil aynı zamanda istikrar ve de kurumsal yapının korunması açısından da vermiş olması en önemli neden.

Sonuç olarak, hoca değişikliği olmaması kararını şimdilik destekliyorum. Neden şimdilik? Çünkü eksik olan şeyin hocanın kabiliyeti olduğunu düşünmüyorum. Hoca, iyi niyetle işini yapmaya çalışıyor. Ama onun yöneticisi konumundaki Comolli, hala eksik besleniyor. Hala bu futbol yönetiminin Türkiye dinamiklerini bilen ve de futbolcular ile yöneticiler ve taraftarlar arasındaki bağı düzgün kuracak bir menajerlik sistemine ihtiyacı olduğu gerçeği benim nazarımda değişmez. Bundan sonraki süreçte en azından yönetim açısından aksaklıklar devam edecekse, bunun sebebi bu kararın alınamamasıdır. İşte belki de ‘değişim’ kararlarının zayıf halkası da Comolli’ nin tek yönetici olduğu düzendir. Bundan sonra bu yapıdaki eksikliği tamamlamak sayın Başkan’a kalacaktır, bu da kendisini yıpratır.

Soru: En son söylenmesi gereken olarak Volkan konusunda ne düşünüyorsunuz?
Kim ne derse desin, Volkan’ı tüm ‘asabiyeti’ tüm ‘hataları’ ve de tüm ‘taraftar’ gözlüğü ile sevdik biz bunca yıl. ‘Bir Volkan’dır Fenerbahçe‘ dedik.

Ancak, nasıl ki taraftarın Başkan ile ‘sululuk’ tavrına girmesini eleştiriyor isem, Fenerbahçe kaptanının da (her kim olursa olsun) Fenerbahçe Başkanı’na saygısızca tavır sergilemesini sonun kadar kınıyorum. Bu konuda açıklama ya da gerekçe ne olursa olsun, Başkan’ın yanındayım ve de kalecisiz bile kalsak kararın uygulanmasından yanayım. Hiçbir nedeni yoksa bile, en büyük Fenerbahçe’linin bir sözü bile bu durumda bize önder olmalı: ‘ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’..

Son olarak, Fenerbahçe içinde hala insanların Volkan vs Ali Koç; Aykut Kocaman vs. Şen ailesi falan gibi tartışmalarına artık son vermesini; taraftarın takımı yuhalayacaksa da maç bittikten sonra yuhalamasını; insanların kenarda ‘görmek istediği hoca gelsin’ takımın yenilgisi için dua ettiği günlerin ‘bir daha açılmamak üzere’ kapanmasını dileyerek, Fenerbahçe’mizin tüm branşlarda bizleri sevinçten ağlatacağı günlerin pek yakında olacağına inancımı sürdürüyorum. Yine en büyük Fenerbahçe’li Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; ‘Zafer, inananlarındır’….

Bol sarı lacivert günler…

Cihan Mendi

Okumaya devam et
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş

Cevap bırakın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Olmuyor Hocam…

Sırf Sivas takımının en ‘iyi’ ama Fenerbahçe için sadece ‘sıradan’ olacak Robinho gibi bir adamı durdurayım diye sahaya İsmail Köybaşı ile çıkıyorsan, hatayı önce kendinde arayacaksın. Kenarda Barış-Valbuena-Ekici gibi sadece dikine oynayan adamlar varken Köybaşı gibi ‘durağan’ bir adamı çizgi futbolcusu yapmak, şu koca takıma gereksiz bir 45 dakika kaybettirmek demektir.

Başta Kulüp Başkanı olmak üzere tüm camianın kendi özverisiyle ‘yeniden’ dediği bir dönemde, ‘kayıp’ geçen 2 yılın en umursamaz futbolcusu İsmail’in sahada yeni umutların elçisi olabilecek Barış, Ekici,ve hata Ferdi gibi çocukların yerine oynatılıyor olması, bana dün gece kaçan 2 puandan daha fazla ‘koydu’ deyim yerindeyse.

Bu yüzden Soldado’nun ‘oyanayabilir’ iken neden bu kadar hafta sonra akıllara geldiğini sorgulamyorum bile.

 

Olacak…

Evet olacak. Hani diyorlar ya ‘olmuyor, ama umut ışığı da yok’ . Var bence,ki olmasından başka seçeneğimiz de yok. Ne dedi sayın başkan? Devre arasına kadar hoca falan değiştirmeyeceğiz. Peki biz bundan ne anlamalıyız? ‘Ya bu deveyi güdeceğiz ya da bu diyardan gideceğiz’. E gidemeyeceğimize göre, o zaman ne yapmalı?

Soldado’nun bir türlü gole dönmeyen azmi için; ‘amatör küme topçusu (!) Frey’in içeri top girmeyince gösterdiği hırsı için ; genç kardeşimiz Elmas’ın bitmeyen ve tükenmeyen şut azmi için ve de en önemlisi sahanın sadece 10 dakikasına hükmedebilecek ve sonra da sakatlanacak kadar şansız ismi olan Ekici’nin döktüğü o gözyaşı için güdeceğiz bu deveyi.

Işık yok, diyenlere inat; ‘bu muydu değişiminiz’ diyenlere inat, sabırla hırsla o topun çizgiden geçmesini bekleyeceğiz.

Ali Koç vs Aziz Yıldırım tartışmasından nemalananların deyimiyle ‘2 hafta kalamaz’ dedikleri Obradovic’in askerleri nasıl 3’de 3 yaptılarsa; en azından sahada ‘umursamaz’ anılmak isteyenlerin hatırına futbol takımımızın da kısa zamanda toparlayacağını düşünüyorum. Yeter ki o top çizgiyi geçsin.

Şu aralar oğlumun doğmasını bekliyorum. Hayırlısı ise, ismi UMUT olacak. Umudumuzun, nelere, nerelere umut olduğunu yazsam, kitaplar alır. Ama inanın bunlardan bir tanesi ve benim için en değerlilerinden bir tanesi, Fenerbahçe’mizin gelecek umudu.

Bugün bu yazıda, koskoca Fenerbahçe’nin 9 maçta ancak 9 puan almasını ve de sadece 6 gol atmasını ‘sertçe’ eleştirip çok güzel prim yapabilirim. Ama Fenerbahçe’mizin yeni umutlara ve de bugün laf söyleyenlere inat, topun çizgiyi geçmesine ihtiyacı var.

Hee, doğacak Umut’um mu? Yakında gelsin de köşemi o zaman görün

Sivas maçının adamları: 1- Eljif (cesareti için), 2- Ekici(adamlığı için), 3- Harun (gol yemediğinden değil, sorumluluk almasından dolayı) .. Eğer o 2 pozisyondan birisi girseydi muhtemelen liste başı Frey olacaktı. O da ayrı bir konu.. Eleştirenlere duyurulur..

Son not..

Beşiktaş-Başakşehir ve Sivas maçlarında direklerden döneni, kalecilerin kurtardıkları toplar girse ve de ‘konuşamadığımız’ hakem hataları olmasa, bugün 6 puanımız daha vardı. 15 puan ile liderin sadece 4 puan gerisindeydik…

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Çaba var, Öz güven yok

Genel Durum..

Futbol takımımızın 2 haftadır oynadığı maçların yorumundan önce, bu camianın 35 yaşındaki naçizane bir neferi ve kongre üyesi olarak şu değerlendirmeyi yapmakta fayda var.

Fenerbahçe’mizin dahili ve harici bileşeni olan erkek, kadın ve çocuk tüm bireyler şunu iyi bilmelidir ki, bizler camia olarak 3 Haziran 2018 günü itibariyle ‘kökten’ bir değişim yapmaya karar verdik ve kongrenin %80 ve de taraftarın göründüğü kadarıyla %90’ı tarafından desteği ile kulüp başkanının değiştirdik. Hatta sadece başkanı değil, belki yıllara sâri gelen bir anlayışı değiştirdik.

Ve, dahili yada harici kim ‘kriz’ peşinde koşarsa koşsun, isimler üzerinden yürüyen bu krizlerin hiç birisi Fenerbahçe’nin ‘değişim’ adımlarının önüne geçmeyecektir.

Her şeyden öte, Fenerbahçe kulüp başkanının gayet içten ve gayet samimi olarak değişiminin sebeplerini ve adımlarını tek tek ve tane tane anlatıyor olması çok değerli. Kendisinin de söylediği gibi muhtemelen bu hafta ve de bu milli ara daha farklı bir anlayışla ve belki de yaz başında olması gereken daha ‘sert’ geçişleri izleyeceğimiz bir süreç olacak. Ancak bu geçişler, 4 senelik adı ‘huzur’ olan ama sahada karşılığı bulunmayan düzeni tam anlamıyla değiştirecek olmakla beraber tribünde kendini tatminden başka derdi olmayan 3-5 hastalıklının isteğine göre de şekillenmeyecek.

Hatta biz, enerjisini ‘kısmen de olsa’ olarak akıl ve mantığa göre harcayan kesim bile çok fikrimiz ve çözümümüz olmasına rağmen biraz daha bekleyeceğiz ve değişimin ‘otorite’ ve ‘kurumsal’ anlayış içinde olmasına saygı göstereceğiz.

Şimdi gelelim futbola…

Sistemsiz çaba..

Geçen hafta izlediğimiz 2 Fenerbahçe maçı için de gerçekten iyi niyetli ve kazanmayı hak eden, 180 dakika izlesek de en sade özetle bu takımın aslında bir sisteminin olmadığını görebiliyoruz.

Trnava maçında nasıl sahada sadece gol odaklı oynayan bir Slimani vardıysa, Başakşehir karşısında aynı şeyleri yapmaya çalışan bir Eljif vardı. İkisi de bir şekilde haftanın ‘iyi’ oyuncuları olmaya adaylar.

Ancak kenarda oturan Cocu Hoca, sahaya takımı nasıl sistemsiz çıkartıyorsa her iki maçtan bir galibiyet bir beraberlik çıkartan Fenerbahçe takımı, neredeyse 2 maçı da kaybediyordu. Özellikle Başakşehir maçında, medyanın bir kısmı 3-5-2 bir kısmı ise 4-4-2 gördüyse de biz bir kısım ‘futbolsever’ takımın ne oynadığını anlamadık.

Ayrıca hocanın Ayew’ i 90 dakika oynatma inadını anlayamamakla beraber sahanın en iyisi Eljif’i tam gol atacağımız dakikalarda oyundan almasına kafa bile yoramadım.

Yine de olabilirdi…

Evet bu kadar olumsuza rağmen, şu takım çıkıp 2 hafta önce Beşiktaş’ı bu hafta da Başakşehir’i çok da rahat skorlarla yenebilirdi. Belki de takımın yönetiminden hocasına ve futbolcusuna en önemli sıkıntısı da budur. Öz güvenin bir türlü oluşmamasıdır.

Düşünsenize, oynanan Rize,Göztepe,Malatya maçlarında topu ileriye bile taşıyamayan Fenerbahçe, sahasındaki son 2 maçta ligin 2 şampiyonluk adayıyla oynadı ve şans da yaver gitseydi 2 maçı da rahat kazanacaktı. Bazen olmayınca olmuyor ve maalesef bu durum en çok sahadaki futbolcunun öz güvenine olumsuz etki ediyor.

Tabii ki nedeni şansızlığa bağlamıyorum bu takımın kazanmaya ihtiyacı var.

Teknik..

Her ne kadar Fenerbahçe Başakşehir maçını kazanmaya yönelik oynadıysa da son dakikalarda bir pozisyon var ki, yine belki de burada kayıp bir ‘3 puan’ için içimiz yanıyor olacaktı. Son yıllarında belki de en kötü topunu oynamış Başakşehir, ‘hiç zorlamadan galibiyetle dönüyor olmalıydı’ gerçeğini kabul etmemiz lazım. İlk bakışta, ben dahil ilk çıkan pasın ofsayt olabileceğini düşündük ama tekrarı izleyince ofsayt ‘VARdı’ diyemedik. Zira VAR sistemi bozuldu ve Başakşehir’in buz gibi golü güme gitti.

Tabii bu gol, bizim lige tutunabilmemiz için mi güme gitti, yoksa zirvelerdeki takımların şampiyonluk iddiaları için mi gitti yada hiçbir şey yok da sadece bir ‘hakem hatası’ mı VAR oldu; bunların hiçbirisini öğrenebileceğimizi sanmıyorum.

Maçın üçlüsü..

Eljif-Skrtel-Hasan Ali

Son not..

Cocu’yla mı devam edilir, yoksa hoca değişikliği mi olur bilmem ama sahadaki futbolcuların çabaları eğer alınabilecek birkaç seri galibiyetlerle süslenirse bu takıma özgüven gelir. Özellikle de ikinci yarı her şey bambaşka olabilir. Tabi eksik kondisyonun da giderilmesi şartıyla..

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – İbretlik…

“Bitmemiş bir maçın, en tehlikeli yanı “güven”in dozudur.

Mustafa Denizli ve takımı maçın ikinci yarısına maçı kazanmış ekip güveni içinde çıkarken, kendi timinin bünyesine 5 yer değişikliği ile başka bir nefis ve hırs sokan Veselinovic’in Fener ihtarını, ne Galatasaray, ne de Mustafa Denizli ciddiye aldı.

Herhalde kazandığını düşünen bir takım, kaybetmeyi düşünmeyen bir ekiple yarışırken, ne onun kadar inançlı, ne onun kadar yırtıcı, ne onun kadar hırslı, ne onun kadar onurlu olabilir.

Bir metafizik gol atan Aykut kaybetmeyi düşünmüyordu. ikinci devre boyunca Galatasaray yarı sahasında şeytanın bolerosundan figürler yapan Rıdvan kaybetmeyi düşünmüyordu. Galatasaray yarı sahasının sol tarafına hangi sarı-kırmızı futbolcu gelmişse onları ayaklarından püskürttüğü eterle bayıltan Hakan kaybetmeyi düşünmüyordu.

Hele hele 90 dakikanın her dakikasında, sahanın her yerinde Galatasaray takımı ile tek adammış gibisine mücadele eden, 3 muhteşem gol atan ve şimdilerde “Türkiye’nin en iyi santrforu” fetvasını çıkartan Hasan, kaybetmeyi hiç mi hiç düşünmüyordu.

Bu maç basit bir maç değil, Fenerbahce için bir tarih maçıdır.

Belki Fenerli bir şair, ileride bu maçın üstüne şöyle bir mısra düşecektir:

Fenerbahçe yenilmez… bu forma ile dalga geçilmez!”

Yukarıdaki yazı, rahmetli İslam Çupi’nin 89 senesindeki 3-0’dan 4-3 Fenerbahçe galibiyeti ile sonuçlanan Galatasaray-Fenerbahçe maçı sonrası yazılmış o efsane dolu güne ait bir pasajdır.

Ey Fenerbahçe forması giymiş ama halen bunu idrak edememiş yerli yabancı oyuncular,

İster şansızlık olsun, ister konsantrasyon eksikliği olsun Fenerbahçe bir maçta değil 3-0, 5-0 bile geriye düşse çıkar, utanır, topunu oynar ve daima hedefi yukarıdaki yazıda anlatılan maç gibi maçı kazanmak olur.

Teknik açıdan bu futbolcuların oyunu için herhangi bir olumlu yada olumsuz söz yazamayacağım, bunu bile hak etmiyor bence bu takım..

Dear Sirs….

Dear Mr Comolli and Mr Cocu,

Just so you know that, Fenerbahçe is not a standart and ordinary football club. This is the most legendary football team and club of Turkey indeed it comes from a very important significant history as all of us knows that ‘Fenerbahçe never gives up’.

We can understand that this is the process of ‘change’ in football team but as of all the fans we could not accept a change with playing of some woozy and tired players in the field. We can understand all the defeats but we can not accept any ‘neglegtance’ to the spirit of those colurs.

Türkçe yazdık anlamadınız. Belki sade bir İngilizce’yle ne demek istemediğimizi yazarız da belki sizde anlarsınız diye yukarıda diyorum ki özetle, burası Fenerbahçe ve hiçbir zaman sıradan bir takım olmamıştır. Çünkü biz tarihimizden geldiği sebeple biliyoruz ki ‘Fenerbahçe asla vazgeçmez’. Evet, futbolda ‘değişim’ dönemimizi biz taraftar olarak anlarız ama bunu ‘yaşlı’ ve ‘kafası karışık’ futbolcularla yapmanızı anlayamayız. Yani kısacası, her türlü mağlubiyeti anlarız ama bu renklerini ruhunu umursamamanızı kabullenmeyiz.

Değerli Başkanımıza, Yönetimimize..

Sayın Başkanım,

Fenerbahçe’deki Haziran devrimini birlikte yaptık. Taraftar olarak, kongre üyeleri olarak, medyanın aklı selimleri olarak vs. hep birlikte ‘tam zamanı şimdi’ dedik ve Fenerbahçe’nin tarihine geçtik.

Öncelikle şunu yazayım, hiç kimse ne bizim ne de eski başkanımız Aziz Bey’e verilen oyların doğruluğu ya da yanlışlığını tartışamaz. Herkesin kendince nedeni vardır ve buna inanır. Ben de oyumun arkasındayım ve de size sonuna kadar güveniyorum. Hele hele öyle 1-2 tane ‘ergen’ müsveddesi gibi 2 sportif başarısızlıkla sizin emeklerinizi hiçe saymam da saydırmam da.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki, siz Fenerbahçe’nin ve hatta Türk sporunun size en çok ihtiyacı olduğu dönemde elinizi taşın altına koydunuz ve yukarıda yazdığım devrimin adımlarını attınız.

Ancak, yine şunu çok iyi biliyoruz ki, ‘lider= en zor anda ortaya çıkıp attığı adımla yanlış gideni düzelten’ demektir. Siz de bir lidersiniz ve tüm eleştirilere, duygusallıklara kulağınızı tıkayın ve hemen bu gece öyle bir adım atın ki, hepimiz bu adımı kabul edelim ama hiçbirimizin tartışacak bir açık noktası bile kalmasın. Bu takımın futbol mantalitesini ‘kurumsal’ bir anlayış ile gençleştirmek sizin çok doğru bir hedefiniz. Bu hedef için de geri planda çok mantıklı bir yapı kurdunuz. Belki isim yani Comolli de kötü bir hamle değildi. Ancak özellikle Türkiye’de bazen ‘ipi gevşek bırakmak’ kötü sonuçlara yol açıyor. Şu anda Fenerbahçe olarak bunu yaşıyoruz. Kendi tarzınız değil biliyorum ama sahaya ininiz. En azından Samandıra’ya ininiz. İniniz derken izleyici ve moral vermek olarak değil. Orada tek başına at koşturmak isteyen kim varsa gidip onlara Fenerbahçe’nin büyüklüğünü anlatınız ve de sizin özverinizi suistimal eden hangi vurdum duymazlarsa bunun hesabını sorunuz. Bu, sizin en doğal hakkınız.

Fenerbahçe’li bazı yöneticiler,

Unutmayınız ki, sizler 3 Haziran günü bu kadar özveriyle çalışmış bir ismin, yani Ali Koç’un listesinde olmanız sebebiyle o devrimi gerçekleştirmiş kişilersiniz. Her biriniz özelinde çok değerli insanlar olabilirsiniz, ancak o göreve kongre üyelerinin ve de taraftarın takdiriyle geldiyseniz, oturduğunuz koltuğun hakkını vermeniz lazım. Türkiye’nin en önemli iş adamlarından ama daha da önemlisi yaşayan en önemli Fenerbahçe’lilerden birisi orada kötü giden futbol ile, ergen taraftar ile, ekonomik kriz ile, medya ile, federasyon ile mücadele edecek ve sizler (hepsi değil en azından bir kısmı) kendisinin yanında olup aklı selim ile kararlar verilmesini sağlamak bir yana bir de kafa karıştırıcı şekilde adamcağızı tek başına bırakıyorsunuz. Bunu ne taraftar ne de kongre üyeleri kabul edemez.

Teknik…

Yukarıdaki yazdıklarımdan da anlaşılacağı gibi, Fenerbahçe’nin kaybettiği Rize maçını teknik yönleriyle falan eleştirmiyorum. Maçı da canlı izlemedim. Tekrarını izledim. Fenerbahçe’nin bu maç özelinde çok şanssız şekilde kaybettiğini de düşünüyorum. Ama Fenerbahçe’li futbolcu ne olursa olsun tepki göstermeli. Tekrarlıyorum, 3 yese de 4 atacak kadar oynamalı. Peki sahada bunu haftalardır yapan yarım değil 1 kişi var mı? Kesinlikle yok.

O yüzden maçın adamı;

Sadece ve sadece maç bitimindeki büyük tevazu ve gerçek taraftarlığı ile tribüne gidip tüm Fenerbahçe’lilerden özür dileyen, Başkanımız Ali Koç’tur..

Okumaya devam et
Reklam

Geri Sayım

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PosTakımOPuan
1919
2815
3815
4815
5813
6813
7812
8812
9812
10812
11810
1299
1389
1489
1588
1687
1785
1885

Trending