Bize Ulaşın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Umut..

Umut..

Haftalardır yazamıyorduk ama sebebi bu başlıkta gizli. Oğlumuz Umut Mendi 27-Ekim tarihinde dünyamıza geldi. Eşim Selin ile beraber yeni hayatımız için şükrediyoruz Tanrı’ya.

Umut’umuzun gelişiyle beraber dünyamızda da ‘umut’ dolu pek çok şey olmasını arzuluyoruz. Bunlardan bir tanesi de Fenerbahçe’miz tabiiki.

Halen durum pek iç acıcı değilse de en azından hala ‘umut’ dolu olmalı.

Neden mi? Haydi başlayalım yazmaya.

Geçen Haftalar..

Öncelikle tabiiki, Cocu’nun gidişi ve Galatasaray maçı ile beraber Fenerbahçemiz için gerçek bir seferberliğin nasıl olacağının bir provasını yaşadık. Cocu yerine Keoman çalıştırdı takımı. Bana göre en azından devre arasına kadar Keoman’ın kalışı doğru bir karar. Kaldı ki özellikle o maça kimle çıkarsak çıkalım yine de bir şekilde direnç gösterecekti takım ve gösterdi de.  Yine aynı ‘cesur’ futbolu gösterecekti Fenerbahçe. Zira o bir diriliş maçıydı ki o günün şartlarında öyle oldu. Bu maç hakkında daha fazla yazmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Zira bu maçın tüm camiamızdaki yeri çok daha anlamlı.

Sevgili kardeşimiz Koray Şener’in Fenerbahçe’si uğruna vefat etmesi hepimizi derinden sarstı. Koray kardeşimin ailesi ile tanışma fırsatımız da oldu ve gerçekten pırıl pırıl insanlar. Allah onlara uzun ömür versin.

Keşke kardeşimiz yaşasaydı da Fenerbahçe tüm maçlarını kaybetseydi, hiç önemli değil. O yüzden ‘sevmeyen ölsün’ edebiyatı gibi terbiyesizce konular ile uğraşmak yerine bu kardeşimizin ruhunun şad olmasını niyaz ediyorum.

Belki kötü bir etik olacak ama bu motivasyon başta Yönetim ve Koeman olmak üzere tüm futbolculara bir şekilde ‘olumlu’ yansımış olmalı ki, son Pazar akşamına kadar Fenerbahçe ‘iyi değil’ ama ‘karakterli’ mücadeleler sergiledi.

10 Kasım…

Sevgili Fenerbahçeliler, sportif açıdan kızabilirsiniz ama ne olur sadece 10 Kasım’daki hassasiyetten ötürü bile Ali Koç’a olan saygınızı kaybetmeyin. Ben de başkanımız ve bazı Fenerbahçeli dostlarımız ile 10 Kasım’ı Anıtkabir’de geçirdim. O gencecik çocukların yüzlerindeki kararlılığı gördükçe gerçekten ne olursa olsun Fenerbahçe camiasının bir parçası olduğum için bir kez daha gurur duydum. Yaşasın Atatürk’ün Fenerbahçe’si.

Çöküşte dip nokta…

Ve gelelim hepimizi hayal kırıklığına iten Trabzonspor maçına.

En son yazmam gerekeni en önce yazayım. 96 yılından bu yana oynanmış tüm ‘Trabzon-Fenerbahçe’ maçlarını maçtan bir gün önce FB TV’de izleme şansım oldu. Bakınız, 1-2 maç hariç Fenerbahçe’nin iyi oynadığını söylemek mümkün değil. Hatta Rüştü Reçber ve Recep Biler gibi kalecilerin ‘devleştiği’ en az 3 maç daha var. Tıpkı Pazar akşamı Harun’un devleştiği gibi.

Dolayısıyla demem o ki, sadece bu maçtaki ‘rezalet’ futbol ile Koeman’ı da onun kalmasını isteyen Comolli ve Ali Koç’u da bu kadar yerden yere vurmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Birazdan teknik anlamdaki rezaleti tabii ki eleştirel olarak yazacağım ama şunu hemen belirteyim ki, en kötü döneminde bile farklı bir motivasyonla Fenerbahçe maçlarına çıkmış Trabzonspor deplasmanında ‘oynayamamak’ ve de ‘maç kaybetmek’ çok da olmayacak bir durum değil.

Peki Fenerbahçe neleri yapmadı da bu kadar basiretsiz bir top oynadı derseniz, yine eski alışkanlıkların bir türlü düzelmemesini sebep listesinin en başına koyarım. Evet, zorlu bir deplasmanda önlem almak zorundasınız ama haftalardır oynamayan Mehmet Topal’ı sırf garanticiliği için sahaya sürmek geçen yılların Fenerbahçe hocalarından kalan garip bir hastalıktan öte değildir. Daha 2 hafta önce Isla’yı doğru pozisyonda orta sahaya destek pozisyonunda oynatmışsınız. Başarılı olmuşsunuz. Ne gerek var, tekrar deneme yanılmaya? He, sağbek mi bulamıyorsun. Oynat Yiğithan’ı maçın başında olsun bitsin. Sonra maçın başında belli ki rakip dalga dalga gelecek ve senin sadece ‘kontra atak’ kozun var. Sok devre arası Barış’ı gör bak bakalım neler oluyor.

Koeman’ın yaptıkları ya da yapmaya çalıştıklarının yanı sıra, hiç kimse bana Slimani’nin, Topal’ın ve de haftaların adamı Valbuena’nın bu kadar vurdumduymaz olmasını izah edemez. Evet Slimani’yi bu yönetim transfer etti, belki sorumluluk var ama takımın kaptanı olacak Topal’ın bu kadar ‘sorumsuz’ olmasının hiçbir açıklaması yok. Bir lafım da haftalardır ‘bu maçı bekliyorum’ deyip Fenerbahçe taraftarının aklı ile oynayan Mehmet Ekici’ye. Bana kimse artık savunmasın bu adamın bir gün patlama yapacağını. Öyle bir patlama bence hiç olmayacak. Ekici de gelecek sezon itibariyle muhtemelen futbol hayatına Süper Lig de bile devam edemeyecek.

Peki son 10 dakikada ne oldu da Fenerbahçe o kadar kötü futbol ile az daha beraberliği yakalıyordu? Hemen cevap verelim, Koeman ilk 45 dakikada yapması gereken son 10 dakikada yaptı. Barış’ı oyun aldı, Eljif ile kendisine sorumluluk verdi. Şunları maçın başında yapsaydı, şimdi gerçekten bir ‘zafer’ yazısı yazıyordum.

Yine de maçın adamı seçsem Harun ve Barış isimlerini yazardım. Belki Eljif’i de 3ncüyü tamamlama adına eklerdim.

Bundan sonrası..

Bundan sonra yapması gereken de bu zaten. Hoca, ilk yarı için kalan 3 maçta kesinlikle Barış ve Eljif ikilisine şans vermeli. Topal’ı oynatmamalı. Yiğithan sağda Isla ortada olmalı.

Peki sadece Koeman bunları yapıp işi bitirmeli mi? Hayır.

Fenerbahçe Yönetimi bugün itibariyle:

  • Koeman’a sadece 3 maçlık yetkiyi vermeli ve de 3 galibiyet alınmadığı sürece Koeman da ikinci yarıyı görmeyeceğini bilmeli. Eğer yerine devre arası ya da seneye yeni bir hoca gelecekse bu hocayla şimdiden anlaşma yapılmalı ve hoca geri planda Fenerbahçe’yi çalışmalı.
  • Hemen bugün iyi bir Türk spor adamından Fenerbahçe’ye yeni bir menajer yapılmalı. Özellikle o genç çocuklara (Barışlara, Eljiflere, Yiğithanlara) güven aşılayacak, yabancı yönetici ve futbolculara da ‘patron’ olmadıklarını anlatacak bir menajer ihtiyacı kesinlikle var.
  • Comolli ile masaya oturulup, kendisinin desteğinin sadece yurtdışı ile ilişkiler ve yabancı futbolcuların transferleri ile ilgili yetki verilmeli. Gerekirse maaşı da buna göre düşürülmeli. Kabul etmiyorsa da yapacak bir şey yok.
  • En önemlisi, Başkanımız hemen bugün FB TV’ye çıkıp camiayı tekrar 3 Haziran noktasına getirmeli. Seferberlik ilan etmeli. Fenerbahçe’nin geleceği olacak o çocukların bundan sonra hak ettikleri formayı alacaklarını kendi adına temin etmeli. Belki kendi prensipleri açısından sahaya inmiyor ama en azından devre sonuna kadar sopanın ne kadar uzun olduğunu göstermeli Fenerbahçe’nin tüm profesyonellerine.

Sayın Başkanım,

Biliyorum çok zor bir süreç bu. Cebinizdekileri, enerjinizi, maneviyatınızı ve de en önemlisi ailenizden çaldığınız zamanı harcıyorsunuz Fenerbahçe’ye. Ama yine de yetmiyor, yine de beğenilmiyor bazı aklı evvellerce. Çünkü mücadele çok derin ve çok cepheli.

Ancak bu mücadelenin sağlıklıca yürümesi için öncelikle sahadaki tüm Fenerbahçe düşmanlarını yenmeliyiz. Yenmeliyiz ki, içerideki düşmanlar da yenilsin.

Camiada neler yapmaya çalıştığınızı takdir eden ve de hakkını teslim eden kişi sayısının azaldığını hep birlikte görüyoruz. Ben ve yakinen tanıdığım pek çok insan size olan takdirimizi eksik etmeyeceğiz, yine de. Yapmaya çalıştıklarınız gerçekten büyük liderlerin öngördüğü vizyonlarla eş değer. Benim gibi fanatik bir insan bile, o gün sizin (üstelik bizler için hala ‘masum değilsin’ edebiyatı yapan) Trabzon taraftarı arasına girmenizi hoşgörüyle karşıladı. O da bir vizyonun parçası çünkü.  Siz lidersiniz ve liderce prensiplerden şaşmak istemiyorsunuz haklı olarak.

Ama liderler savaşlarda cepheye de iner.  En uçta savaşan asker gibi hareket ederler bazen. Zaman tam o zaman bence. Öncelikle çıkın, hemen bugün bir açıklama ile camiamızı tekrar ‘3 Haziran’ psikolojisine geri çekin lütfen.

Yukarıda yazdığım naçizane tavsiyeleri değerlendirin. Sahaya inin. Haftalar sonra çıktığı sadece 10 dakika için bile canını dişine takan Barış için; durumu kabullenemeyip kırmızı kart yemek uğruna rakibe karşı dik duran Yiğithan için; Türkiye’nin en iyi kalecisi olmadığı halde Fenerbahçe kalecisine yakışır şekilde özgüven ile oynayan Harun için ve de en önemlisi İstanbul’un en nemli yaz sıcağında 48 saat boyunca kombine kuyruğu bekleyen gencecik taraftar kardeşlerimiz için inin sahaya. İnin ve o tüm ‘profesyonel’ Fenerbahçe çalışanlarının öncelikle sırtlarındaki çubuklu formaya sonuna kadar inanarak oynamaları ama oynamıyorlarsa da yerlerine oynayacak ‘asgari ücretli’ gençlerin bile bulunduğunu anlamalarını sağlayın.

Size oy veren, vizyonunuza inanan ve de bugün yine bir kongre olsa yine o ‘suçlanan’ 16 bin kişinin içinde olacağından şüphe duymamanız gereken bir kardeşiniz ve de en önemlisi bir Fenerbahçe taraftarı olarak çağrıma tüm diğer milyonların çağrıları gibi kulak vermenizi istirham ediyorum.

Başta camiamıza, Fenerbahçe için en ufacık bir şekilde bile emeğini veren herkese iyi haftalar ve de bol sarı lacivert günler dilerim…

Cihan Mendi

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Koca Bir Sezon

Değerli okurlar, öncelikle uzun zamandır yazamıyor olmanın üzüntüsünü paylaşmak isterim. Tabii ki nedenleri var bunun. Bazısı özel sebepler, iş ve aile yoğunluğu. Ancak bir neden daha var ki gerçekten bu ülkede özellikle futbol ve türevi hiçbir konuda fikir beyan etmek, yorum yapmak bazen insanın içinden gerçekten gelmiyor.

Bu sayfada yazılarımın yayınlandığı ilk günden itibaren sadece Fenerbahçe yazacağımı söylemiştim. Ancak öyle bir futbol atmosferi yaratıldı ki, başka takımların oynadığı ‘tiyatro’ karşısında insan 2 satır etmeden duramıyor. Çok fazla Galatasaraylı arkadaşım var benim, hiç birisi darılmasın gücenmesin ama bu şampiyonluklarını tebrik etmeyeceğim. Etmek de hiç içimden gelmiyor. Niye mi? Örnek vereyim; hakemler Galatasaray aleyhine karar verirken mafya vari hareketlerle sahaya inen yöneticisiyle, hocasıyla ‘hakkı yenen Galatasaray’ olacak ancak hakemler göstere göstere lehte karar verince ‘vardı yoktu geçelim, şampiyon Galatasaray’ olacak öyle mi? Böyle futbol düzeninde şampiyon olsan ne olmasan ne. Hiçbir şey yoksa bile Rize-Galatasaray maçı Türk spor tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

Tabii bu noktada 2 konuda Galatasaraylı dostlarla ayrı düşüyoruz; Başakşehir mi şampiyon olsaydı? ilki; bir de ‘Size ne?’ sorusu.  Hemen söyleyeyim, Fenerbahçe’nin şampiyon olmadığı yerde kim şampiyon olursa olsun, beni bağlamaz. Ama sahada hak edeni de tebrik ederim. Başakşehir dediğiniz takımın arkasında Türk futbol kültürü ile bağdaşmayan bazı yapılanmalar olabilir, bütçesi ‘sabunlanıyor’ olabilir vs vs. Ama sahadaki futbolcu işini yapıyorsa ben onu tebrik ederim. Son 5 haftaya kadar da işlerini yaptılar. Sonrasında ne mi oldu? Herhalde birileri çıktı ülkedeki siyasi gerginliği sahaya taşıdı ki, 3 haftada liderlik değiştirdi. Yanlış anlamayın, bu yazı bir siyasi yazı olsa benim pek çok görüşüm satırlara dökülürdü ve kimse beni Galatasaray’a karşı Başakşehir’in hakettiğini düşündüğüm için özellikle Atatürkçü çizgim ile sınayamazdı. Ben sadece işin hakkedilen ya da hakkedilmeyen sportif tarafına bakıyorum.

Gelelim ‘size ne oluyor’ sorusuna. Lütfen,dünyanın en şerefsiz kumpası olan 3 Temmuz sürecini bir inceleyin de o çok sevgili Başkanınız Ünal Aysal’ın, hem de Galatasaray’ın yargılamada bile olmadığı bir dava ile ilgili görüşlerini bir okuyun. Ateş nasıl üflenirmiş, koca bir kulüp haksızca nasıl UEFA’ya şikayet edilirmiş bir bakın. Ondan sonra gelin de Fenerbahçe Başkanı’nı niye bu durum ilgilendiriyormuş, bir daha yorumlayın.

Sonuç, bu ligde yine medya canavarları bir şampiyonu konuşuyor, biz de tebrik etmiyoruz. O kadar.

Gelelim Fenerbahçemize…

Fenerbahçemiz….

Sadece bu ‘bitmesini istediğimiz’ sezon değil, son yıllarda genel olarak kahrolduk biz. Taraftar olarak, kongre üyesi olarak, dernek üyesi olarak vs. Bunun sebepleri vardı tabii. Yıllarca 3 Temmuz ilmiğinin boynumuzda sallanması, buna karşın geçmiş yönetimin de bu konuda her geçen gün elini kolunu bağlayıp Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçeli’nin bu psikolojiden kurtulması için çalışma yapmadığı ve daha fazla sinir şartlarını zorlayan şekilde hareket ettiği gerçeği ortaya çıktı. Bunun futbol başlığına yansıması ise, ‘günü kurtarma’ tarzı kararlar ve harcanan milyonlarca dolarlar olarak çıktı karşımıza. Bu sezona bakarsak da sevgili Başkanımız Ali Koç’un tüm iyi niyetine, özverisine ve çabalarına rağmen futbol konusunda verilmiş 1-2 radikal ama istikrarsız karar maalesef koca bir sezonu kahrede kahrede harcadı.

Önce gelelim bu sezonun başına. Hepimiz halan Haziran 2018 seçiminde yaşadığımız coşkuyu, sokaklara dökülmemizi unutmuyoruz. Benim aklıma o müthiş kongre atmosferi geldikçe hala tüylerim diken diken oluyor. Bunun sebebi, seçilmesi için katkı koyduğum sayın Başkanımız olmasından öte Fenerbahçeli’nin bir kez daha demokrasi ve birlik görüntüsü vermesiydi, eşe dosta. Peki sonrasında ne yaptık da bugün bu gergin atmosfere geri döndük? Hiç kimse Başkana ve hatta iyiniyetli iş yapmaya çalışan bazı yöneticilere kızmasın. Biz yarattık bu durumu maalesef. İçimizde yıllardır ‘dediğim dedik’ eski yönetimin o kadar büyük bir hırsı ve intikamı vardı ki; dedik ki Ali Bey’e gel, dağıt, kurtar Fenerbahçe’yi. O da geldi, her şeyi değiştirdi. Çünkü biz sahadaki futbolcuyu, hocayı görünce eski yönetimin asık suratlı ve taraftara fırça atan yansımasını görüyorduk. Sorgulamıyorduk bile iyi işler mi yapıyor, kötü mü diye. Ali Koç yönetimi de bu dediğimize inandı ve radikal kararlarla sezon baştı yıktı ortalığı. Aslında bir nevi şunu gösterdik ki Fenerbahçe, taraftarına aittir. Aksi iddia edilemez. Ama bir gerçek daha var ki, kurumsal yapılarda bu kadar önemli kararlar her seferinde taraftar baskısıyla alınmamalı. İşte Fenerbahçe bu sene bunun acısını çok çekti maalesef.

Ekonomik kriz ile ilgili ne yazılabilir ne çizilebilir bilmiyorum. Ali Başkan’ın göreve geldiği gün söylediği bir şey vardı. ‘Kulüpleri batıran yöneticiler de sorumlu olmalı’. Bu süreç Fenerbahçe’de de işlemeli bence. Ama işletilemiyor maalesef. Çünkü öyle bir camia olduk ki, çoğunluk mevcut yönetime oy vermiş ve hala destekliyor. Bir tarafta da azınlık var, eski alışkanlıkları sürdürmeyi tercih sayıyor, ama sadece %20 kadarlar. Ama o %20’nin yarattığı ‘ikirciklilik’, hala ve hala kulübün yönetiminin psikolojisini, bazen sportif başarıları dahi olumsuz etkiliyor. Bu %20’ye soruyorum. Ali Koç’un özverisi sayesinde Türkiye’nin (sevelim, sevmeyelim) en önemli televizyon ve show yıldızları çıkıp tarihte görülmemiş bir kampanyaya destek olup, taraftar da birlik sağlıyorlar. Ama bu %20, ‘yahu Aziz Başkan da katılmalı ki, birlik olduğumuzu it, çakal görsün’ demek yerine; televizyona çıkan isimlerin Fenerbahçeliliğini sorgulamak suretiyle koca kampanyaya sekte vurmaya çalışıyorlar. Bu vesileyle Fener Ol kampanyası için daha önce söylediklerimin arkasında durmak isterim. Katılması gereken herkes çorbaya tuz katıyor. Siz sekteye uğratmak isteyen aklı evveller, zaten sizin Fenerbahçe’nin menfaatine bir katkınız yok. Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz.

Özetlersek, hata olarak ‘taraftar’ ruhuyla ‘profesyonel’ ruh arasındaki çizgiyi henüz olması gereken yere getirememiş bir yönetim olduğunu görebiliyoruz. Tabii burada, daha önce de yazdığım gibi mesele her şeyi Başkanımızdan beklemek değil, yönetimdeki asker ve kurmay heyetinin de Başkanı desteklemesi ve aksiyona geçmesi lazım zihniyeti olmalı.

Gelelim önümüze. Hemen şununla başlayayım, sadece kendi nazarımda değil çoğu kongre üyesinde de en erken bir sonraki olağan kongreye kadar Ali Koç ismine destek halen sürmektedir. Zaten şu aşamada Fenerbahçe’nin her anlamda ayakta kalabilmesi için tek elini taşın altına koyacak isim yine kendisidir.

Tabii ki teknik ve taktik olarak yapılan hataların tekrarlanmaması ve hemen bu sezon resmi olarak bitmesiyle beraber yeni adımların atılmasıyla hepimizde gerçekten yeni umutlar yeşerecektir. Naçizane tavsiyem özellikle futbol konusunda işin sadece etkili transferler olmadığını bilmek lazım. İlk iş olarak yaklaşan TFF Kongresi’nde Fenerbahçe de etkin olmalı ve mutlaka yıllardır yapamadığı lobiyi canlandırmalıdır. Görüyoruz işte, ülkede futbol sadece futboldan ibaret değil.

Teknik olarak tabii ki Ersun Hoca’nın oynatacağı futbol anlayışı çerçevesindeki karaktere sahip oyuncular alınmalıdır. Ama özel olarak forvet transferine en çok para harcanmalıdır diye düşünüyorum. Ama her şeyden önemlisi de bu formanın ağırlığını taşıyabilecek karakterde en az 3-4 oyuncuya ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Mevki olarak her mevkiiye takviye lazım, evet ama en çok da Fenerbahçe için savaşacak isimlerin takıma kazandırılması lazım. Eğer bu çok zor ise, kesinlikle kenar yönetiminde biz taraftarlar kadar hırslı, ama sahada ne olup bittiğini anlayabilecek ve de bunları futbolculara aktarabilecek bazı eski futbolcularımızın bulunduğunu görmek bile taraftara hırs verecektir. Zira gelecek sene de tıpkı bu sene gibi inanılmaz bir taraftar desteğine ihtiyaç olacak.

Alınması gereken bana göre başka bazı kararlar da futbol yapısının dinamikleriyle fazla oynamadan görev dağılımlarının yeniden yapılması. Bir kere Sportif Direktör yapılanması her ne kadar Türkiye’de çok yaygın değilse de Fenerbahçe’de bu yapıda ısrarcı olunmalı. Ama bu isim Comolli ya da başka bir yabancı değil, gerektiğinde saha kenarında ‘uzaktan’ VAR kamerasını bile izleyebilecek bir Türk isim olmalı. Mümkünse Teknik Direktör sertifikası olmayan eski iyi ve yeterince profesyonel bir sporcumuz olmalı. Tabii ki Comolli’nin de bize bir faydası olacak. Acilen yurtdışına yerleşerek hem teknik heyetin istediği transferlerin alınmasını ‘isim isim’ sağlamalı ve de en önemlisi Avrupa’daki kulüpler ve UEFA nezdinde Fenerbahçe’nin haklarını koruyan ve lobi yapan bir profesyonel olarak çalışmalı. Aynı yapı olarak bir başka Türk isim de Ankara’da yer alarak, Fenerbahçe’nin kurumsal temsilcisi olmalı.

Koca sezonu değerlendirirken tabii ki kazananlar ve kaybedenleri de yazmadan olmaz. Kesinlikle kaybeden listesinin başına Comolli’yi yazmak farz oldu. Ama anlayış olarak daha çok kaybeden ise ‘kaos isteyen bir grup’ olarak değerlendirilir. Basketbol takımının senede tek bir maç kötü oynama (o da eksiklerinden dolayı) vardı ve bu maç da yarı final maçına denk geldi. O maçtaki yenilgiyi bile Ali Koç’a bağlayan zavallılar, kaybettiler ve kaybetmeye devam edecekler.

Kazanan mı? Evet sahada başarısızlık hakimdi, yönetim amatörce davrandı vs. vs. Ama özellikle rahmetli Koray Şener kardeşimizin cenazesinde ve Fener Ol kampanyalarında gördük ki, kazanan daima ‘dik duran Fenerbahçeliler’ olarak bilinmelidir. Biz birlik oldukça bu kötü günler geçecek. Fenerbahçe de aydınlığa kavuşacak, unutmayın.

Son notum, dünyanın en güzel takımına. Bize yaşattığınız her şey o kadar güzel ki. Hep böyle kalın, kupa almasanız dahi biz o hırsı o savaşmayı görelim ki Fenerbahçeli olduğumuzu anlayalım.

Kalplerin daima bir olduğu, sarı lacivert, Umut dolu ve de Mustafa Kemal ruhu dolu yeni sezonlar Fenerbahçelilerin olsun…

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – ‘Zafer benimdir’ diyebilmek

‘Zafer benimdir’ diyebilmek

Normalde haftaiçi yazmam ama son derbi maçımız için kısa da olsa bir şeyler yazmak farz oldu.

İlk yarı

KOCA BİR HİÇ…..

İkinci yarı

İnsan izledikçe izlemeye doyamıyor gerçekten. O nasıl bir geri dönüştür. İnsan soruyor; gerçekten kalp krizi geçirtmek için mi oynuyorsunuz, taraftara diye.

Sorumluluk alan, Valbuena ve Zajc mı dersiniz? Cesur yürek Sadık mı? Yoksa adam gibi adam Hasan Ali mi?

Tabii ki hocamızın hakkını vermeden edemeyeceğim. İlk yarı ne kadar tutmadıysa yaptıkları, ikinci yarıda da bir o kadar tuttu.

Aslında üzülüyorum, galibiyet kaçtığı için. Ama Fenerbahçe, böyle Fenerbahçe gibi oynasın, canımızı yesin. Darısı artık bundan sonra yaşayacağımız çıkışa olsun.

Bu büyük taraftarla da camiayla da dalga geçilmez, bunu unutmayın. Artık bu hafta itibariyle Fenerbahçe çıkışa geçmek zorundadır. Çok net.

Ve de Fenerle kimse başa çıkamaz…

Cihan Mendi

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Düşüyoruz

Konya Maçı hakkında…

Cumartesi maç bitiminden beri düşünüyorum,ne yazabilirim acaba diye? Teknik olarak yapılabilecek çok şey varken yanlış adımlar atmış Ersun Yanal’ı mı? Yoksa rakibin hocasıyla ve ekibiyle türlü adımlarla geride bırakmış olduğu Fenerbahçe kariyerine inat, oynattığı ‘kapalı’ futbolu mu? Ya da maçın gidişatına ‘zerre’ katkısı bulunmayan taraftarı mı?

Hiçbir şey bulamıyorum emin olun. Sadece istatistik olarak yine ‘biçimsiz’ santrforu yüzünden yine galibiyet alamamış ve yazık olmuş bir maç görüyorum özetle.

Düşüyoruz..

Düşüyoruz beyler, bayanlar. Düşüyoruz.

Siz tribünde ‘Aykut-Alex’ tartışması yaparken; koca Fenerbahçe kulübü umursamaz futbolcuların, konsantrasyonu eksilmiş teknik heyetin ve de iyi niyetli başkanına yardımcı olamayan idari bazı isimlerin yüzünden ‘öz güven’ eksikliği ile adım adım 2 nci lige düşüyor.

Ne yapılır nasıl sonuç alınır, artık fikri olan da yok. Başkan, şu saatte kongreye gitse ve tüm yöneticilerini değiştirse yine alternatif olmaz kısa vadede.

Hoca, kenarda bağırsa çağırsa yine fayda etmez kendisini ‘vazgeçilmez’ göre futbolcu yığınının umursamaz futboluna.

Yazdığım hiçbir eleştiri yazısında bu kadar ki kadar çaresiz kaldığımı hatırlamıyorum ama ben yıllardır izlediğim ‘çubuklu’ kadronun ilk defa bu kadar umutsuz vaka olduğunu gördüm. İnanın insanın yorum yapma isteksizliğinden öte, oturup maç izlemeye bile motivasyonu kalmıyor.

Neden mi? Ligin ikinci yarısının ilk 4 maçı gerçekten Fenerbahçe’nin 4 te 4 yapıp 12 puan toplayabileceği ve bugün için rahatlıkla ilk 10 sıranın içinde kendine yer bulmuş bir maç serisi idi. Oynanan futbol, atmosfer hakemlere de rağmen çok rahatlıkla bu durumu önümüze koyabilecek türdendi. Böylelikle hem teknik olarak hem de öz güven olarak Fenerbahçe önünde kalan 3 zorlu maçta alabileceği en azından 4 puan ile (sırasıyla 1 yenilgi+1 galibiyet+1 beraberlik) çok rahat kendine gelebilirdi.

Ama şimdi, bu öz güvensizlik ve de teknik yetersizlikle bence önümüzdeki 3 maçtan 1 galibiyet bile çıkartmak çok zor. O da ihtimal olan Rize maçıdır ki bu futbolla o bile çok zor.

Bir şeyler yapın..

Yukarıda ‘çözümsüz’ gibi görünse de ne yapılır ne edilir diye en azından birkaç defa daha Fenerbahçe isminin hatırına öneri sunmakta fayda var.

Bir kere teknik olarak Ersun Yanal ve ekibi ne istediğine karar vermeli. Eğer amacı tıpkı ilk dönemindeki gibi ‘3 yesek 4 atalım’ ise, o zaman bu takımda şu isimler ‘ölene’ kadar sahada olmalı: Moses, Dirar, Zajc ve Soldado. Şu isimler ise hamle oyuncuların olmalı: Ayew, Valbuena,Tolgay.  Orta sahada tek ön libero Jailson, savunmada ise Serdar Aziz ve Sadık oynamalı. Kalede bir süre Harun devam etmeli.

Gelelim Slimani denen ‘kazma’ karakterli arkadaşa. Eğer amacımız Slimani’yi kazanmaksa ki çok gereksiz bu hafta itibariyle takım sahaya 4-4-2 çıkmalı ve Slimani ile Soldado yada Frey banko beraber oynamalı. Ama eğer amacımız Fenerbahçe’yi kazanmaksa ki öyle olmalı, o zaman Fenerbahçe’nin 2 forvet adayı olur; onlar da Soldado ve PAF Takımından hemen getirilecek genç bir arkadaş. Bunlar işin teknik boyutu tabii.

Mental olarak ise, Fenerbahçe 7 nci sıraya yükselene kadar Başkanı, yönetimi ve de her gün bir taraftar grubu mutlaka Samandıra’ya gitmeli ve de moral ile öz güven aşılamalı futbolcusuna. En azından bu yılı kurtarmak için.

Ve siz, ortalığı karıştırmaya çalışan ‘iğrenç’ topluluk ve bireyler; Fenerbahçeli’nin Fenerbahçeli’den başka dostu olmayacağı gibi, düşmanı da yokmuş. Sayenizde bunu anladık. Sizler en azından bu sezon savaş baltalarınızı yere gömerseniz iyi olur. Yoksa Fenerbahçe yere gömülecek. Ama şunu unutmayın Allah korusun öyle bir gömülme halinde biz daima bu kulübün iyiliği için çalışanlar olarak üstüne basa basa ‘yaşa Fenerbahçe’ diyeceğiz ve sizi de tarihe gömeceğiz.

Tebrikler Dünyanın en güzel takımı..

Oynamasını sevdiğim ama tekniğinden çok anlamadığım basketbolu prensip olarak pek yazmıyorum. Ama Fenerbahçe’de bu kadar kötü giden işe inat sizler bizim yüzümüzü güldürüyorsunuz ya, milyonuncu kez tebrikler Obradovic ve de öğrencilerine. Zor zamanların ilacı oldunuz. Helal olsun Dünya’nın en güzel takımı…

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Fenerbahçe — Antalyaspor

Fenerbahçe Ülker Stadyumu
Spor Toto Süper Lig

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PozTakımOPuan
13369
23366
33362
43360
53347
63345
73343
83343
93343
103341
113341
123340
133339
143338
153335
163334
173332
183326

Facebook

Öne Çıkanlar