Bize Ulaşın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Umut..

Umut..

Haftalardır yazamıyorduk ama sebebi bu başlıkta gizli. Oğlumuz Umut Mendi 27-Ekim tarihinde dünyamıza geldi. Eşim Selin ile beraber yeni hayatımız için şükrediyoruz Tanrı’ya.

Umut’umuzun gelişiyle beraber dünyamızda da ‘umut’ dolu pek çok şey olmasını arzuluyoruz. Bunlardan bir tanesi de Fenerbahçe’miz tabiiki.

Halen durum pek iç acıcı değilse de en azından hala ‘umut’ dolu olmalı.

Neden mi? Haydi başlayalım yazmaya.

Geçen Haftalar..

Öncelikle tabiiki, Cocu’nun gidişi ve Galatasaray maçı ile beraber Fenerbahçemiz için gerçek bir seferberliğin nasıl olacağının bir provasını yaşadık. Cocu yerine Keoman çalıştırdı takımı. Bana göre en azından devre arasına kadar Keoman’ın kalışı doğru bir karar. Kaldı ki özellikle o maça kimle çıkarsak çıkalım yine de bir şekilde direnç gösterecekti takım ve gösterdi de.  Yine aynı ‘cesur’ futbolu gösterecekti Fenerbahçe. Zira o bir diriliş maçıydı ki o günün şartlarında öyle oldu. Bu maç hakkında daha fazla yazmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Zira bu maçın tüm camiamızdaki yeri çok daha anlamlı.

Sevgili kardeşimiz Koray Şener’in Fenerbahçe’si uğruna vefat etmesi hepimizi derinden sarstı. Koray kardeşimin ailesi ile tanışma fırsatımız da oldu ve gerçekten pırıl pırıl insanlar. Allah onlara uzun ömür versin.

Keşke kardeşimiz yaşasaydı da Fenerbahçe tüm maçlarını kaybetseydi, hiç önemli değil. O yüzden ‘sevmeyen ölsün’ edebiyatı gibi terbiyesizce konular ile uğraşmak yerine bu kardeşimizin ruhunun şad olmasını niyaz ediyorum.

Belki kötü bir etik olacak ama bu motivasyon başta Yönetim ve Koeman olmak üzere tüm futbolculara bir şekilde ‘olumlu’ yansımış olmalı ki, son Pazar akşamına kadar Fenerbahçe ‘iyi değil’ ama ‘karakterli’ mücadeleler sergiledi.

10 Kasım…

Sevgili Fenerbahçeliler, sportif açıdan kızabilirsiniz ama ne olur sadece 10 Kasım’daki hassasiyetten ötürü bile Ali Koç’a olan saygınızı kaybetmeyin. Ben de başkanımız ve bazı Fenerbahçeli dostlarımız ile 10 Kasım’ı Anıtkabir’de geçirdim. O gencecik çocukların yüzlerindeki kararlılığı gördükçe gerçekten ne olursa olsun Fenerbahçe camiasının bir parçası olduğum için bir kez daha gurur duydum. Yaşasın Atatürk’ün Fenerbahçe’si.

Çöküşte dip nokta…

Ve gelelim hepimizi hayal kırıklığına iten Trabzonspor maçına.

En son yazmam gerekeni en önce yazayım. 96 yılından bu yana oynanmış tüm ‘Trabzon-Fenerbahçe’ maçlarını maçtan bir gün önce FB TV’de izleme şansım oldu. Bakınız, 1-2 maç hariç Fenerbahçe’nin iyi oynadığını söylemek mümkün değil. Hatta Rüştü Reçber ve Recep Biler gibi kalecilerin ‘devleştiği’ en az 3 maç daha var. Tıpkı Pazar akşamı Harun’un devleştiği gibi.

Dolayısıyla demem o ki, sadece bu maçtaki ‘rezalet’ futbol ile Koeman’ı da onun kalmasını isteyen Comolli ve Ali Koç’u da bu kadar yerden yere vurmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.

Birazdan teknik anlamdaki rezaleti tabii ki eleştirel olarak yazacağım ama şunu hemen belirteyim ki, en kötü döneminde bile farklı bir motivasyonla Fenerbahçe maçlarına çıkmış Trabzonspor deplasmanında ‘oynayamamak’ ve de ‘maç kaybetmek’ çok da olmayacak bir durum değil.

Peki Fenerbahçe neleri yapmadı da bu kadar basiretsiz bir top oynadı derseniz, yine eski alışkanlıkların bir türlü düzelmemesini sebep listesinin en başına koyarım. Evet, zorlu bir deplasmanda önlem almak zorundasınız ama haftalardır oynamayan Mehmet Topal’ı sırf garanticiliği için sahaya sürmek geçen yılların Fenerbahçe hocalarından kalan garip bir hastalıktan öte değildir. Daha 2 hafta önce Isla’yı doğru pozisyonda orta sahaya destek pozisyonunda oynatmışsınız. Başarılı olmuşsunuz. Ne gerek var, tekrar deneme yanılmaya? He, sağbek mi bulamıyorsun. Oynat Yiğithan’ı maçın başında olsun bitsin. Sonra maçın başında belli ki rakip dalga dalga gelecek ve senin sadece ‘kontra atak’ kozun var. Sok devre arası Barış’ı gör bak bakalım neler oluyor.

Koeman’ın yaptıkları ya da yapmaya çalıştıklarının yanı sıra, hiç kimse bana Slimani’nin, Topal’ın ve de haftaların adamı Valbuena’nın bu kadar vurdumduymaz olmasını izah edemez. Evet Slimani’yi bu yönetim transfer etti, belki sorumluluk var ama takımın kaptanı olacak Topal’ın bu kadar ‘sorumsuz’ olmasının hiçbir açıklaması yok. Bir lafım da haftalardır ‘bu maçı bekliyorum’ deyip Fenerbahçe taraftarının aklı ile oynayan Mehmet Ekici’ye. Bana kimse artık savunmasın bu adamın bir gün patlama yapacağını. Öyle bir patlama bence hiç olmayacak. Ekici de gelecek sezon itibariyle muhtemelen futbol hayatına Süper Lig de bile devam edemeyecek.

Peki son 10 dakikada ne oldu da Fenerbahçe o kadar kötü futbol ile az daha beraberliği yakalıyordu? Hemen cevap verelim, Koeman ilk 45 dakikada yapması gereken son 10 dakikada yaptı. Barış’ı oyun aldı, Eljif ile kendisine sorumluluk verdi. Şunları maçın başında yapsaydı, şimdi gerçekten bir ‘zafer’ yazısı yazıyordum.

Yine de maçın adamı seçsem Harun ve Barış isimlerini yazardım. Belki Eljif’i de 3ncüyü tamamlama adına eklerdim.

Bundan sonrası..

Bundan sonra yapması gereken de bu zaten. Hoca, ilk yarı için kalan 3 maçta kesinlikle Barış ve Eljif ikilisine şans vermeli. Topal’ı oynatmamalı. Yiğithan sağda Isla ortada olmalı.

Peki sadece Koeman bunları yapıp işi bitirmeli mi? Hayır.

Fenerbahçe Yönetimi bugün itibariyle:

  • Koeman’a sadece 3 maçlık yetkiyi vermeli ve de 3 galibiyet alınmadığı sürece Koeman da ikinci yarıyı görmeyeceğini bilmeli. Eğer yerine devre arası ya da seneye yeni bir hoca gelecekse bu hocayla şimdiden anlaşma yapılmalı ve hoca geri planda Fenerbahçe’yi çalışmalı.
  • Hemen bugün iyi bir Türk spor adamından Fenerbahçe’ye yeni bir menajer yapılmalı. Özellikle o genç çocuklara (Barışlara, Eljiflere, Yiğithanlara) güven aşılayacak, yabancı yönetici ve futbolculara da ‘patron’ olmadıklarını anlatacak bir menajer ihtiyacı kesinlikle var.
  • Comolli ile masaya oturulup, kendisinin desteğinin sadece yurtdışı ile ilişkiler ve yabancı futbolcuların transferleri ile ilgili yetki verilmeli. Gerekirse maaşı da buna göre düşürülmeli. Kabul etmiyorsa da yapacak bir şey yok.
  • En önemlisi, Başkanımız hemen bugün FB TV’ye çıkıp camiayı tekrar 3 Haziran noktasına getirmeli. Seferberlik ilan etmeli. Fenerbahçe’nin geleceği olacak o çocukların bundan sonra hak ettikleri formayı alacaklarını kendi adına temin etmeli. Belki kendi prensipleri açısından sahaya inmiyor ama en azından devre sonuna kadar sopanın ne kadar uzun olduğunu göstermeli Fenerbahçe’nin tüm profesyonellerine.

Sayın Başkanım,

Biliyorum çok zor bir süreç bu. Cebinizdekileri, enerjinizi, maneviyatınızı ve de en önemlisi ailenizden çaldığınız zamanı harcıyorsunuz Fenerbahçe’ye. Ama yine de yetmiyor, yine de beğenilmiyor bazı aklı evvellerce. Çünkü mücadele çok derin ve çok cepheli.

Ancak bu mücadelenin sağlıklıca yürümesi için öncelikle sahadaki tüm Fenerbahçe düşmanlarını yenmeliyiz. Yenmeliyiz ki, içerideki düşmanlar da yenilsin.

Camiada neler yapmaya çalıştığınızı takdir eden ve de hakkını teslim eden kişi sayısının azaldığını hep birlikte görüyoruz. Ben ve yakinen tanıdığım pek çok insan size olan takdirimizi eksik etmeyeceğiz, yine de. Yapmaya çalıştıklarınız gerçekten büyük liderlerin öngördüğü vizyonlarla eş değer. Benim gibi fanatik bir insan bile, o gün sizin (üstelik bizler için hala ‘masum değilsin’ edebiyatı yapan) Trabzon taraftarı arasına girmenizi hoşgörüyle karşıladı. O da bir vizyonun parçası çünkü.  Siz lidersiniz ve liderce prensiplerden şaşmak istemiyorsunuz haklı olarak.

Ama liderler savaşlarda cepheye de iner.  En uçta savaşan asker gibi hareket ederler bazen. Zaman tam o zaman bence. Öncelikle çıkın, hemen bugün bir açıklama ile camiamızı tekrar ‘3 Haziran’ psikolojisine geri çekin lütfen.

Yukarıda yazdığım naçizane tavsiyeleri değerlendirin. Sahaya inin. Haftalar sonra çıktığı sadece 10 dakika için bile canını dişine takan Barış için; durumu kabullenemeyip kırmızı kart yemek uğruna rakibe karşı dik duran Yiğithan için; Türkiye’nin en iyi kalecisi olmadığı halde Fenerbahçe kalecisine yakışır şekilde özgüven ile oynayan Harun için ve de en önemlisi İstanbul’un en nemli yaz sıcağında 48 saat boyunca kombine kuyruğu bekleyen gencecik taraftar kardeşlerimiz için inin sahaya. İnin ve o tüm ‘profesyonel’ Fenerbahçe çalışanlarının öncelikle sırtlarındaki çubuklu formaya sonuna kadar inanarak oynamaları ama oynamıyorlarsa da yerlerine oynayacak ‘asgari ücretli’ gençlerin bile bulunduğunu anlamalarını sağlayın.

Size oy veren, vizyonunuza inanan ve de bugün yine bir kongre olsa yine o ‘suçlanan’ 16 bin kişinin içinde olacağından şüphe duymamanız gereken bir kardeşiniz ve de en önemlisi bir Fenerbahçe taraftarı olarak çağrıma tüm diğer milyonların çağrıları gibi kulak vermenizi istirham ediyorum.

Başta camiamıza, Fenerbahçe için en ufacık bir şekilde bile emeğini veren herkese iyi haftalar ve de bol sarı lacivert günler dilerim…

Cihan Mendi

Okumaya devam et
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız Giriş

Cevap bırakın

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Dik Dur Fenerbahçeli

Geçen hafta..

Sevgili Babaannem Hanife Mendi’yi kaybetmem sebebiyle geçen haftaki yazımı yazamadım. Bu vesile ile kendisine Allah’tan bir kez daha rahmet ve kalanlara uzun ömür diliyorum.,

Cenazemiz nedeniyle sadece özetini izlesem de sanırım geçen haftaki Göztepe maçı için senenin ‘en iyi‘ futbolu desek, yalan söylemiş olmayız.

Gelelim bu haftaya. Ki öncelikle teknik açıya bakıp sonra daha önemli olan konulara girmeye çalışacağım.

Ersun Hoca..

Ta 2000’li yılların başında Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile yıldızı parlamaya başladığından Fenerbahçe’nin hocasının Ersun Hoca olması gerektiğini savunanlardanım. Bu uğurda camiamızın kendi çocuğu Aykut Kocaman ‘ismi’ ile kıyas yapma mecburiyetinde bile bırakıldığım oldu.

Ancak benim için her şeyin ötesinde (yetersiz kadro, hakem hataları, gol atamama vs) ben Ersun hocaya da ‘yeni yıl sonrası’ performansıyla maalesef ‘vasat’ puan vermek durumundayım.

Dün akşam sahada Fenerbahçe adına 4 tane dikine oynayan adam vardı; Jailson,Ayew(özellikle ikinci yarı),Tolgay ve Dirar. Siz 10 kişi kalmanıza rağmen oyuna özellikle ikinci yarıda hakimsiniz, pozisyona giriyorsunuz, net goller kaçırıyorsunuz. Ama sahada dikine oynayan 2 adamı da oyundan alıp yerine ne oynadığını bir türlü anlayamadığım Eljif ve ne yaparsa yapsın koşmaktan öteye gidemeyen Frey’i alıyorsunuz.

Gol yememek için desek, o zaman Topal düşünülemez miydi? Gol atmak için desek o zaman yeni transfer Zatz yada Valbuena düşünülemez miydi?

Tabii ki amacım şiddetli eleştri değil ama bu maç en azından ‘berabere’ bitebilecekken 3 puan bıraktıysak, ben % 25 Ersun Hocaya yazarım.

Ancak bunu yazarken şunu da unutmamak lazım. Geçen yıldan beri, kendisinden patlama beklenen Eljif’in sadece yarım maçta düzgün oynayıp her kendisine güvenen hocayı ‘mahçup’ etmesini; sürekli hırsla çalıştığını gösterip 2 top bile yapamayan Frey’in yetersizliğinin hesabını ve de binbir güçlükle tekrar kaptanlığa dönen Volkan’ın o kadar basit kafa vuruşunu sadece izlemiş olmasını da sormak lazım. Yazık oldu yine Fenerbahçe’ye

Fenerbahçe düşmanlığı..

1990’lı yıllardı, lise yıllarımdı. Ali Şen Fenerbahçe başkanı idi. Yine sahada sürekli hakkımız yeniyor, Fenerbahçe türlü türlü ayak oyunları ile sürekli şampiyonluklar kaybediyordu. Fenerbahçeli olmayan tüm dostlarımın kanısı ortaktı, ‘Ali Şen çok ukala. Kimse onu sevmediği için herkes Fenerbahçe’ye düşman’. Eyvallah ettik.

2000’li yıllarda Aziz Yıldırım başkanımız oldu. Önceleri çok sessiz ve hatta çoğu kişinin deyimiyle ‘ağır başlı’ idi. Sonra yavaş son maçlarda kaçan şampiyonluklar, masa başı oyunları ile yenilen haklar ve de en önemlisi ‘3 Temmuz’ kumpası kuruldu. Hal böyle olunca değil Aziz Yıldırım, Polyanna gelse sinir sistemi felç olurdu ve Aziz Başkan da yumruğunu masaya vurmaya başladı. Ne dedi bu Fenerbahçe düşmanı cenah; ‘Aziz Yıldırım’dan kimse hoşlanmıyor. O yüzden Fenerbahçe’yi kimse sevmiyor’. Eyvallah etmedik, ama artık kimseyle kavga etmeyelim dedik. Zaten Aziz Başkan camia içinde de kalp kırmaya başlamıştı.

Geldik Haziran ayına, Türkiye’nin belki de yıllardır yaşamadığı şekilde bir kongre süreci sonrası ezici çoğunlukla ülkenin en önemli ailelerinden birinin yetiştirdiği önemli bir değeri başkan yaptık. Ali Başkan, daha ilk günden beri ne camia içinde ne de dışında kimseye hiçbir saygısızlık etmedi. Herkes ile iyi geçinmek, centilmen olmak istedi. Ama bugün sadece 2 maç üst üste kazandık diye, üstelik ilk 10’a girme şansımız bile düşük iken birilerinin gene düğmeye basıp ‘eyyam oğlu eyyam’ hakemlerle Fenerbahçe’yi katletmesini bana kimse ‘kişi düşmanlığı’ ile açıklayamaz. Bas baya hepiniz ‘Fenerbahçe düşmanısınız’ ve de yüzyılı aşkın süredir gelen bir kininiz ve de kuyruk acınız var.

Federasyonundan (hatta içindeki Fenerbahçelilerden) rakiplere, gelen giden tüm siyasilerden devletin en üst düzeyine kadar herkes Fenerbahçe’den rahatsız oluyor ve de nefret ediyor. Çünkü Fenerbahçe, 1919’da nasıl İşgal güçlerinin takımını yendiyse, 2010’lu yıllarda ülkeyi bölmek isteyen şerefsiz terör örgütünün yenen takımdır. Ve de siz ey Fenerbahçe düşmanları, bize olan nefretiniz ile aslında bu hain güçlerle nasıl mücadele ettiğinizi (!) gösteriyorsunuz. Tebrikler.

Birlik zamanı…

Ama size inat, biz düşmeyeceğiz. Sportif olarak her türlü zor günü yaşayabiliriz. Her türlü kederli günü yaşayabiliriz. Ama bu ‘ulu çınar’ nasıl yıllar boyu tüm badirelere karşı ‘dimdik’ ayakta durduysa bugün de duracak.

Sahadaki oyuncular, kenardaki hocalar hata da yapabilir, zafer de kazanabilir. Ama esas zaferi getirecek olan Fenerbahçe taraftarının ‘ayakta kaldığı’ günlerdir. 90 dakika omuz omuza sadece ‘Fenerbahçe’ diye bağırdığı günlerdir.

Camiaya…

Bakın önümüzde çok önemli maçlar var. Ama en dikkatli olunması gereken maç bence Konya maçı. ‘Aykut hoca ıslıklanmalı’ diye bir twit bile atılmamışken birileri çıkıp Fenerbahçeliyi Fenerbahçeliye düşürmeye çalışıyor. Yapmayın, üzerinde çubuklu ile oynayan herkes Fenerbahçelidir ve de tribünde onlara vereceğiniz destek önemlidir. Düşünün ki dün akşam ki futbolu Kadıköy’de taraftar baskısıyla oynamış olsaydık, değil 10 kişi, 3 kişi bile alırdık o maçı.

Haftalardır rakiplerin ‘ittirme’ adına sahada bizi katleden Cüneyt Çakır’ından Alper Ulusoy’una; TFF’de ‘Fenerbahçe kontenjanı’ ile koltuğunu koruyan Fenerbahçe düşmanlarına ve de en önemlisi yıllardır mücadele ettiğimiz futboldaki ‘Fetö’ üyelerine inat Fenerbahçe oyuncusu sahada ve de taraftarı tribünde başı dik olmalıdır.

Kederli günler olsa da bazen, seviyoruz seni canı gönülden….

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Etki, Tepki

2 Mehmet ..

Antalya’dan başlayıp tüm Türkiye’de meşhur olan bir lokanta vardır, 7 Mehmet. Ekici ve Topal’ın gol attığı maçta 2 Mehmet yazmadan geçemedim doğrusu.  Allah bize her maç sonrası böyle keyifli şekilde yazılar yazmayı nasip etsin.

Tabii ki Mehmet’ler her ne kadar galibiyet getirse de yaptıkları ‘acemice’ hareketler de maalesef işleri zora soktu. Kaçan penaltı, gereksiz şutlar, verilen yan toplar da yine bu Mehmetlerin eseri. Bunu da kenara not aldık.

Ne yaptık…

Peki ne yaptık da maç kazandık? Süper mi oynadık? HAYIR. Sadece ve sadece haftalardır ilk yarılarda oynanan ‘pozitif’ futbolu 90 dakikaya yayan bir Fenerbahçe vardı. Bu da müthiş bir özgüven verdi hepimize. Öyle ki, Avrupa Şampiyonu olmuş gibi hüngür hüngür ağladık.

Ayrıca golle başlamak devamında her şeyi getirdi. Gol sonrası pozisyonlara girmek,iştahlı olmak, dikine oynamak gibi artıları getirdi. En önemlisi ilk defa ‘gereksiz’ goller yedikten sonra tepki veren bir Fenerbahçe vardı sahada. En azından takımın yarısı inanmıştı kazanmaya. Tabii ki taraftarımız her şeyin üstünde katkı verdi.

Ne yapmadık..

Takım olarak değil belki ama sahada gerçekten o formayı giymeyi haketmeyen futbolcuların olduğunu görmek üzüyor insanı. Neustader mesela. Sen hiçbir şey bilmiyorsan, takımda yaşı 35’e dayanmış ama hala ‘tazı’ misali koşan Isla’yı örnek al. Ayew, bu takımda ne yapıyor da sezon boyu 3 hoca da ısrarla oynatıyor, anlamadım. Anlayan varsa mail atsın. Her ne kadar daha geri mevki tam ona göre sayılsa da Benzia kendini geliştirene kadar korkarım Fenerbahçe daha çok gol yer.

Hocamıza…

Tek bir tavsiye: bu takımın orta sahasında öncelikli olarak Jailson ve Eljif oynar. Kanatlarda ise açık ara Moses ve varsa yeni transfer yoksa Alper oynamalı. Eğer yeni transfer orta sahaya olursa, bence Eljif kanatta banko oynar.

Başkanımıza…

Sevgili Başkanımızı, uzun zamandır ilk defa ‘gururla’ ve ‘stressizce’ kamera karşısında görmek mutluluk verici. Bugüne kadar da yapmak istediklerinin arkasında dursun istedik, bugün de öyle. Merak etmeyin, ‘itler isteyince atlar ölmez’..

Ve hakemlere..

Fenerbahçe, bu maç itibariyle bundan böyle küme düşmemek için canını dişine katacaksa bu, taraftar için; ama kümede kalacaksa bu da ‘Fenerbahçe düşmanı’ Türk hakemlerine inat düşmeyecektir. Çok net..

Son olarak maçın 3 adamı…

1-Isla,2-Sadık,3-Ekici…. Az süre oynadığı için bu hafta alamadım,ama inşallah haftaya bu listeye Moses da girecektir…

Cihan Mendi

Okumaya devam et

Cihan Mendi

Cihan Mendi – Öz Güven Çıkmazı

İlk Devre..

Kesinlikle özlediğimiz, istediğimiz, izlerken sevinçten ağladığımız Fenerbahçe vardı sahada. Soldado’nun bu takımın ‘yegane’ forveti olduğunu gördük. Ki transfer olmayacaksa başka da bir seçenek bulunmuyor.

Takım halinde öz güvene sahip,başı dik ve ‘ben büyük takımım’ diyen bir Fenerbahçe idi.

 

İkinci Devre..

Anlaşılmaz bir şekilde taraftarına eziyet eden, ne istediğini bilmeyen, öz güvensiz, 2 pas yapamayan, sistem olarak uygulamak zorunda olduğu ‘kontratak’ futbolunu bile beceremeyen bir Fenerbahçe vardı sahada. İzlerken sinirden ağladık. Bir kez daha ‘lanet’ bir Pazartesi akşamını daha yaşattılar maalesef. Daha fazla teknik olarak ne demeli onu da bilmiyorum. İnanın standart eleştiri kelimeleri kifayetsiz kalıyor.

Bu yüzden biraz Bursa maçı analizine ara verip başka konulara girmek istiyorum. Bugünlere nasıl geldik, bir bakalım..

 

Sezon başı olan biten her şey..

Taa geçen yıldan başlayalım. Aziz Yıldırım yönetiminin yanlışlarını eleştirirken de hepimiz ‘artık çim biçicisinden, hocasına her şey değişmeli’ demiyor muyduk? CEVAP: Evet

Peki, 16 bin oy ile yönetime gelmiş bir Başkan ve yönetim ne yaptı? CEVAP: Futbol kadrolarını değiştirdi, ve de (biraz da finansal zaruretten) kadroyu da değiştirdi. YANİ TALEP EDİLEN DEĞİŞİMİ UYGULADI.

Herkesin aklından geçen kısma gelelim. Aykut Hoca’nın yollanma sürecinde manevi ve taktik olarak hata var mı? CEVAP: Evet. Peki, Takımın teknik direktörü de değişmeli miydi? CEVAP: Evet. Peki Aykut Kocaman, daha önce de söylediği gibi ‘yeni seçilecek herhangi bir yönetimi zor da bırakmama’ adına sezon sonunda istifa etmeli miydi? CEVAP: Evet.

Peki bu kadar futbolcu değişimiyle hoca olarak yine Aykut Kocaman kalsaydı bu takım yine de bocalar mıydı ? CEVAP: Evet.

O yüzden sezon başı olup biteni bir artık unutalım. Zira Fenerbahçe’nin kısa vadede çözüme ihtiyacı varsa; bunun için ne Aykut Kocaman, ne de Aziz Yıldırım geri gelmeyecekler. En azından bugün. Elimizde iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışan bir yönetim ve de teknik kadro var. Ve sezon sonuna kadar başka da seçeneğimiz olmayacak. Hele hele futbol dışındaki konulardan açık arayıp bulamayınca olmamış şeylere sarmak gerçekten camianın birliğine zarardan başka bir şey vermez. Kriz severlere yazacak başka bir cümlem yoktur.

 

Gelelim transfer ve hoca seçimlerine..

Comolli denen arkadaşa her şeyi diyebiliriz. Fenerbahçe’nin büyüklüğünü anlamıyor, ruhsuz, idari açıdan düzgün işler yapamıyor olabilir. Ama emin olun kağıt üzerinde yapılan transferler bu ekonomik dar boğaza göre gerçekten ‘tercih edilebilir’ durumda idi. Alınan forvet, İngiliz liginden; kanat oyuncusu, İngiliz liginden; orta sahalar kendilerinde gelecek vadeden isimler miydi? EVET. Ama kimse bu yığının bu kadar ‘ayakta duramaz halde’ olacağını düşünmüyordu.

Bu noktadan sonra Fenerbahçe’nin görev yapan 3 hocasını masaya yatırmak lazım herhalde. Hata yüzdesinin en büyüğünün ‘takımın yetersiz oluşunu’ analiz edemeyen ve de ‘elindeki malzemeyi bir türlü yemeğe çeviremeyen’ Cocu beyefendiye atmaktan başka çaremiz yok.

Bugüne de bakarsak, takım başında 5nci maçına çıkan Ersun Hoca’nın da vadettiği umutları bir türlü 90 dakikaya yayamaması olarak kabul edersek, ikinci yüzde de ondadır, demek lazım.

Nedense, elindeki ‘belirsiz’ yönetim kabiliyeti ve inanılmaz moral bozukluğu ile Koeman’ın yine de aldığı bazı ‘enteresan’ sonuçlar onun hatanın en az payına sahip olduğunun göstergesi.

Tabii gün sonunda en acı reçete hala ‘sportif direktör’ olan Comolli ve O’na bu güveni veren Sayın Başkanımıza yazar mı? Yazıyor maalesef.

 

Ne yapmalı-3 ncü kez

Şu yazıyı yazarken bile belki yönetim ihtiyaç olan 2-3 transferi açıklıyor olabilir. Hatta Comolli görevden bile alınabilir. Ama öncelikle ‘sabır’ Fenerbahçe yönetiminin ilacı; ‘öz güven’ ise futbol yönetiminin dopingi olmalıdır. Başka da seçenek görülmüyor gerçekten.

Bir şekilde ‘normal futbol doğası’ ile bile zor geçmesi ve puan kaybı beklenen Bursa maçını yarı devre top oynayarak 1 puanla geçmiş ve de averajla da olsa son 3 korku tünelinden çıkmış olmak azıcık da olsa bir ‘öz güven’ deposu olmalıdır. Tabii ki takımın futbolunu tüm devreye yayamazsak 3 yanlış bir doğruyu daha götürür.

Ama derseniz ki, ‘o zaman bu takım toparlanıp hak ettiği üst sıralara tırmanır mı?’ Vallahi ne oynarsak oynayalım önümüzdeki 2 iç saha maçını kazanamadığımız sürece herhangi şey demek yanlış olur. Zor bir dönem ama üstüne tabiri caizse ‘kefen giyerek’ gelmiş yönetim ve hoca varsa, bu durumu ancak onların becerisi aşar. Taraftar da en büyük itici güç olur.

 

Gelelim tekrar Bursa maçına..

En başta takımın teknik açıdan iyi ve kötü yaptığı şeyleri özet geçtik. Ama maçın sonunda öyle bir şey oldu ki, eğer o VAR pozisyonu Galatasaray veya Beşiktaş’ın aleyhine çalınmış olsaydı, şu an kimse bu kötü futbolu konuşmuyordu. Başkanlar çıkıp VAR yada YOK falan diyorlardı.

İşte buyurun Fenerbahçe yönetimine taraftar ile tekrar barışabilmek için bir şans. Çıkın yarın yıkın TFF’nin bütün ‘statüko’ düzenini de hepimiz tekrar kazanalım öz güveni ve gücümüzü….

Okumaya devam et
Reklam

Yazarlar

Geri Sayım

Beşiktaş — Fenerbahçe

Beşiktaş Vodafone Park
Spor Toto Süper Lig

Spor Toto Süper Lig

Lefter Küçükandonyadis Sezonu Puan Durumu

PozTakımOPuan
12145
22139
32239
42234
52234
62133
72131
82129
92129
102225
112125
122125
132125
142224
152224
162224
172118
182218

Facebook

Öne Çıkanlar